banner136
Ne güzeldi eski dostluklar, o mahalle kültürünü yaşamak, hangi evde ne pişer kimin ne derdi var herkes bilirdi. Yemek yapıldığında ev halkı yemeden komşulara verilirdi. Herkes güler yüzlüydü, sıkıntılar olsa da hal hatır güler yüzle sorulurdu.
 Mahallemizin en yaşlı teyzesiydi Muazzez teyze. Küçük yaşta evlenmiş, üç çocuk doğurmuş arka arkaya, kendisi de onlarla büyümüş. İki ailenin de durumu pek iyi değilmiş. Amcanın doğru dürüst bir işi yokmuş ve evi teyze temizliğe giderek geçindiriyormuş. Bizim mahalleye taşındığın da dede hastaydı ve ona bakıyordu. Üç çocuğunu okutup memur yapmış ikisi şehir dışındaydı ve bayramlarda telefon açar hal hatır sorarlardı sadece. Mahallede tek bizde telefon olduğu için bizi ararlardı. Onların sesini duymak için teyzenin bizim eve koşmasını ve konuşurken ki halini görselerdi eminim daha sık ararlardı.
        Diğer oğlu ailesiyle de uğrasa da sık sık tek gelirdi yanlarına. Oğlu yanına uğradığı zaman ne kadar neşeli olurdu eve olan kısıtlı malzemeyle yemek yapar yedirmeden göndermezdi.
   Dede vefat edince teyze de sık sık hastalanır oldu. ‘ ona bakmak için kalkıyormuşum yataktan, şimdi canım kalkmak bile istemiyor’ der dururdu. Komşular sıraya girmişti her gün birisi yemek veriyor teyzeyi yalnız bırakmamaya çalışıyordu. Oğlu da her gün uğruyor elini öpüyor duasını alıp gidiyordu.
        Kış hazırlığı yapan komşular o başlarında olmadan yapmazlardı. Neyin nasıl yapıldığını çok iyi bilir keyifle onlara yardım ederdi. Bir gün bütün komşular toplanmış kimisi kurutluk yapıyor kimisi kısır yapıyordu. Getir götür işleri ben ve ablama kalmıştı. İş bitince tabaklara konan kısırları ablam ve ben dağıttık. Herkes neşeyle sohbet ederken benim gözüm teyzeye kaydı. Çünkü teyze kaşıkla ağzına koyduğu kısır tekrar tabağa dökülüyordu ve farkında değildi. Annem ve diğer komşularda fark edince elinden tabağı aldılar nasıl olduğunu sordular. Konuşması da anlaşılmıyordu. Benim eve gidip oğlunu aramamı söylediler. Çok geçmeden oğlu geldi ve hastaneye götürdü. Ona bir şey olmasından o çok korkmuştum ki saatler geçmek bilmedi, mahalleden cenaze çıkmış gibi herkes suskun birbirine göstermeden ağlıyordu.
Teyzenin evinin önünde korkuyla beklemeye başladık. Taksiyi görünce herkes sildi gözyaşlarını. Oğlu indirdi arabadan, kolundan tutup tek odalı eve girdirdi, diğer teyzeler yatağına yatırdılar, ev zaten küçük birçoğumuz girmedik eve. Dışarı çıkan oğlunun ne söyleyeceğini merakla bekliyorduk. Vücudunun bir tarafına inme inmiş dedi gözleri dolarak, zamanla belki düzelirmiş diyebildi ve tekrar içeri girdi. Gelini de kendi annesine baktığı için teyzeye mahalledeki komşular bakmaya başladı. Gece farklı gündüz farklı ablalar kalıyordu yanında, oğlu sabah erkenden işe gitmeden uğruyor akşam iş çıkışı gelip annesinin başında saatlerce oturuyordu. Teyze oğlunu görünce sevinçten kuş gibi çırpınıyordu. Ne zorluklarla büyüttüğü evladına bakmaya doyamıyor, onun yanın da sıktığı gözyaşları oğlu kapıdan çıkar çıkmaz yanaklarından süzülüyordu.
En çok ta diğer çocuklarının gelip gelmeyeceğini merak ediyordum ama gelen olmadı. Annemden duyduğuma göre izinleri yokmuş. ‘Saçını süpürge etmek’ deyimini ilk defa o zaman duymuştum. Bir ay boyunca teyzenin durumundan başka bir şey koşulmadı. O küçücük oda da hiç yalnız bırakmadık teyzeyi. İlk zamanlar konuşmaya çalışıyor ama anlaşılmadığını fark etmiyordu. Sözlerinin anlaşılmadığını anladığında ki hayal kırıklığını yüzünde görmek beni derinden sarsmıştı. Gözlerin de ki hüznün her gün katlanarak arttığını görmek bende ki iyileşme umudunu da bitiriyordu.
 Bir akşam kalma sırası annemdeydi ama eve geldi, şaşırdık neden geldiğini sorunca oğlu: abla bu gece ben kalacağım sen evine git’ demiş. Evde yoğurt kalmamıştı ‘bir kase götür teyze uyumadan ağzına versin bir iki kaşık’ dedi annem, hemen kaseye bırakıp koşar adımlarla gittim, kapısı hiç kilitli olmazdı ki her zaman herkes kolaylıkla girerdi. Kapıyı açtım girdiğim de oğlu teyzenin altını değiştiriyordu, teyze ağlıyor sanki ‘sen yapma’ der gibi çok az kımıldattığı eliyle üzerini örtmeye çalışıyordu. Ağabey elinde kirli bezle ayağa kalkınca göz göze geldik ve bir erkeğin ağladığını ilk defa gördüğüm için afallamıştım. Elimde ki kaseyi düşürmemek için iyice sıktım. Elin de ki bezle dışarı çıkınca hemen teyzenin yanına gelip sildim yanaklarını, hiç et kalmamıştı sanki elime hep kemikleri geldi. Utancından, ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu yüzü, öptüm yanaklarından. Suyu gösterdi zor da olsa, iki kaşık verdim ağzına. Oğlu odaya girince ben kalktım yoğurt getirdiğimi söyledim tam çıkacaktım ki kapıdan tekrar döndüm öptüm teyzeyi iyi geceler dedim eve geldim.
      Bir saat sonra o kara haber geldi, teyzenin evini gittik gözlerde yaş dillerde dua ile. Ağabey bana: 'Sen gittikten sonra gözlerini hiç açmadı, son istediği suyu sen verdin. Allah razı olsun senden’ demesiyle hıçkırık sesim yankılandı sokakta.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hacı hüseyin albayram 7 ay önce

Sevda hnm o kadar güzel bir konu ve anlatım ki. Çok duygulandım. Defalarca okudum. Gözlerim dolarK okudum. Bu komşuluk kalmadı diye düşünerek. Kalemine yğregine sagljk

Avatar
recep 7 ay önce

çok dokunaklı olmuş
tebrik ederim
devamını bekliyorum

Avatar
Sevim Albayram 7 ay önce

Eski komşuluklar bambaşkaydı. İnsanlar daha samimi daha sıcak daha insanlardı. Bunu hatırlattığınız için kendi adıma çok teşekkür ederim. Kaleminize sağlık.

Avatar
Gurbetteki elbistanlı 7 ay önce

Gerçekte duggulanarak okudum. Bir zaman böyle idik malesef. Ama bu komşulukta tarih oldu

Avatar
Adil yanık. 7 ay önce

Toplum olarak yitirdigimiz insani degerleri bir arkeolog gibi gün yüzüne çıkartan ve bize hatırlatan yaraza bu duygu yüklü yazı için çok teşekkür ederim. Ellerine saglık...

banner129

banner116