“İnsan insanın kurdu(mu)dur”
Biz birbirimizi ötelersek, bizi kim berileyecek?
Gerek Kültür Bakanlığı ve gerekse mahalli idarelerin kültür müdürlükleri sene içerisinde yer, zaman ve konu kaynaklı kültür etkinlikleri düzenler ve bu etkinlik içerisinde gerçekleştirilen programlarla insanımızı kendi kültürüne karşı duyarlı hale getirmenin çabasını güder. Bu tür çalışmaların hiç şüphesiz ki bir takım pratik faydalarının yanında kültür dünyamızı şekillendirme yönünde de ciddi bir payı vardır. Yeterli özenin gösterilmesi şartıyla bir şenlik havası içerisinde gerçekleşebilecek olan bu programlar halkın genel ilgisini de çekebilmektedir. Özellikle halk şiir ve şairinin bol olduğu şehirler bu konuya duyarsız kalamazlar. Şehrimiz ve ilçemiz şiir ve şair yönünden iddialıdır ve zaman zaman da bu tür etkinliklere sahne olmaktadır.
30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri çerçevesinde yapılan Âşıklar Bayramı programı 26 Ağustos Cumartesi akşamı Kahramanmaraş’la birlikte Elbistan’da da yapıldı. Yapıldı ama olumlu yönlerinin yanı sıra bir takım olumsuzlukların yaşandığı gerçeğini de göz ardı etmememiz gerekmez mi?
Normal olan kısımları bir yana bırakalım ve biraz anormallikler üzerinde düşünelim.
Öncelikle, her yapılan işte bütün sırıtkanlığıyla karşımıza dikilen şu “ben yaptım oldu” kısmını ele alalım.
Çünkü…
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ve Kahramanmaraş Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen, Kahramanmaraş 1. Uluslararası Âşıklar Ozanlar ve Şairler Bayramı’nın Elbistan bölümü; sandalyesi fazla, seyircisi az olarak gerçekleştirildi.

Pınarbaşı Mesire Alanı Abdulhamid Han Parkı’nda düzenlenen ve bu yıl birincisi yapılan Uluslararası Âşıklar Ozanlar ve Şairler Bayramı’na katılan katılımcılar akşam yemeğini Akçırı da yedikten sonra programın yapılacağı alana program saatinin başlamasına çok az bir süre kala ancak intikal ettirilebildiler. Sanki aceleleri varmışçasına geldikleri gibi de, Abdulhamid Han Parkı’na 50-60 m. mesafedeki Elbistan Pınarbaşı’nı bile gezmeye vakit bulamadan gerisin geriye dönüp gittiler, ya da götürüldüler.
Gidişleri de gelişleri kadar ani oldu.
Şahsen ben bayramın 26 Ağustos Cumartesi günü yapılacağını 22 Ağustos Salı günkü Elbistan’ın Sesi gazetesinden öğrendim. Doğrusu böyle bir programda katkı ve pay sahibi olmayı arzulamıştım Elbistan’ın bir değeri -Yazar ve şair- olarak. Ev sahipliği yapmak bize yakışırdı da hani. Ne de olsa şairdik ve şiir ve şair söz konusuydu. Eğer Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğünden bizler bilgilendirilip bir görev verilseydi bunu seve seve yerine getirecektim.
Beklediğim haber gelmedi ne yazık ki.
Oysa gelen misafirlere rehberlik ederek, ilçemizin görülmeye değer yerlerini gezdirerek en güzel şekilde tanıtılmasını sağlamak görevini kendime bir vazife olarak peşinen kabul etmiştim.
Doğrusunu söylemek gerekirse; İlçemize gelen gönül dostlarıyla -Âşık ve Şairlerle- gönül köprüleri kurarak, yeni dostluklara kapı aralanacağının heyecanını da duymuştum.
Ama yanılmışım.
Ne arayan oldu ne de soran.
Eh ne yapalım. Takdir büyüklerin ne de olsa…
Bu program ben de; Kahramanmaraş şiirinin dal budak saldığı bu topraklarda yetişen şairlere, şiir nasıl yazılır-okunur dersinin verilmeye çalışıldığı gibi bir kanaat uyandırdı.
Şöleni baştan sona takip ettim. Katılımcı şair-ozanların fazla, seyircinin ise az olduğu bir şölendi. Katılımcı fazlalığının getirdiği vakit darlığı etkinliğin, kimin ne dediğinden çok kimin ne kadar sahnede kaldığının öne çıktığı bir program olmasına sebep oldu. Sahne gerisinde -aşık ve şairlere- esir edilmiş asker görüntüsü veren bir tarzda sıralanan misafirlere üzülmedim desem yalan olur.
Hele ki bu tıkışın içine atılan insanlar arasında Âşık Feymani ve Âşık Temel Turabi gibi iki dev isim varsa… Üzüntünün boyutunu varın siz düşünün. Gerçekten de kim olsa üzüntü duyardı bu görüntüden.
 
Feymani ve Temel Turabi beş saatlik bir programı tek başına götürecek kadar kudretli iki âşık. Sözünü ve sohbetini daha önceden bildiğim bu âşıklarda sıra mücadelesinde mağlup oldular.
Diyeceklerini diyemedi, söyleyeceklerini söyleyemediler.
Bölgenin güzelliklerini göremeden geri gönderilen bu misafirlere mi yanalım, yoksa meramını anlatacak kadar söz verilmeyen katılımcılara mı? Ne yapıldı, ne yapılmak istendi doğrusu anlamakta zorlandık. Böyle bir programa hangi maksatla imza atıldı tartışmak gerek.
Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Elbistan Koordinatörü Ali Mazhar Türk Bey yaptığı açılış konuşmasında: “Bir milleti ayakta tutan, kök salıp büyümesini sağlayan, geçmişle gelecek arasında köprü vazifesi gören unsurlardan biri de kültürümüzdür. Bu nedenle kültürümüzün uç beyleri ozan, şair ve âşıklarımızdır” dedi. El-hak çok doğru söyledi.
Yan yana oturduğumuz Ali Mazhar Türk Bey’in ısrarla “sen de sahneye çık” demesine karşın içim sahneye çıkmaya elvermedi. Kendimde sahneye çıkmaya güç ve takat bulamadım, bunu yeterince ahlakî bulmadım açıkçası da.
Bunca misafir sanatçı varken benim çıkıp Elbistanlıya şiir okumam doğru olmazdı. Bunun yerine, keşke bize hakkıyla ev sahipliği yapma fırsatı verilseydi. Gelen insanlar da Elbistan’ın değerleriyle tanışsalar, güzellikleriyle karşılaşma imkânı bulsalardı. Tarihi mekânları gezdirilseydi ne iyi olurdu.
Bunlar yapılmış olsaydı gelen insanlar memleketlerine döndüklerinde bizim hakkımızda daha olumlu kanaate sahip olmazlar mıydı?
Çekilen bunca zahmetin yanı sıra, kamudan ayrılan kaynak neden savrulurcasına heba edilir ki…
Adı üstünde Uluslararası…
En uzaktaki değerleri en yakındaki değerlerle buluşturma bayramı.
Verme, en yakınından başlar. Halka halka yayılır.
Ailesini ihmal eden insanın başkasını ihya etmesi, en basit ifadeyle nasıl tarif edilir…
Sakın bu sözümden bizi ihya edin gibi bir anlam çıkarmasın kimse. Bizi yok saymayın yeter. Bu sözden kastım; karşıdaki insanın varlığımızı kabulü, kabul edeni yücelteceğini anlatmaktır.
Her fırsat ve ortamda, hoşgörü medeniyetine mensubiyetimizle öğünürüz.
Haklıyız da. Öyle bir medeniyetin temsilcileriyiz.
Bu vatan sadece kılıçla alınmadı. Gönüller feth edilerek vatan yapıldı. 1071’den bu yana bu topraklarda var isek, kimseyi mazlum durumuna düşürmediğimiz için varız. Kimsenin hakkını gasp etmediğimiz için güveniliriz. Yesevi erenlerinden ve Yunus’tan nasiplendiğimiz için ederimiz fazladır.
Millet olma unsurlarından birisi de ortak kültüre ait olma duygusudur. Konunun nazikliği açısından, kültür insanları daha dikkatli olmalı.
Yoksa çıkar birisi:
“ 30'lu yıllarda batılılaşma planları çerçevesinde Anadolu’ya opera götürülmesine karar verilir. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası bir Anadolu turnesi düzenler. Sivas'taki konser yaklaşık dört saat sürer, zorla toplatılan köylüler dört saat opera dinlemek zorunda kalır. Konserden sonra muhtara konseri nasıl buldukları organizatörler tarafından sorulur. Muhtar da; Sivas Sivas olalı Timur’dan beri böyle zulüm görmedi” derse…
Yeni nesil bilmese de eskiden yollar şimdiki gibi sağlıklı değildi. Hele de bu arazi yoluysa durum daha da vahimdi. Üst taraftaki tarladan kaçan su, alttaki toprak yolu çamur eder, gelen geçen kağnılar da kendine göre derince izler açardı. Su kurusa dahi, yolda açılan tahribat kapanmadığı için çekilen çile devam ederdi.
Bizim Memmet emmi kağnıyı yüklemiş ağır ağır gidiyor. Yolun bir yerine geldiklerinde katılaşmış balçık denilecek kıvamda çamurla karşılaşırlar. Memmet emminin yola devam etmesi için bu yolu geçmesi gerek. Çaresiz sürmüş öküzleri çamurun içine. Kağnı çamur yerin bir yerine gelince öküzler kağnıyı çekmekten vazgeçip durmuşlar. Bizim Memmet emmi telaşlanmış. Yoldan geçen iki kişiyi yardıma çağırmış. Ahmet var gücüyle asılırken Ali işi önemsemez davranmış. Memmed emmi Ali’nin kulağına eğilmiş “Allah aşkına gücün mü bu, yoksa umursamaz mısın? Demiş.
Ez- cümle biz de diyoruz ki!
Ey bu işi organize eden kurum kuruluş ve ya her kimse;
Gücünüzün hepsi bu mu?..
Elbistan her ne kadar bu gün itibariyle ilçe olsa da Beylik merkezi bir şehirdir. Üstüne üslük en uzun yaşayan Türk beyliklerinden bir beyliktir. Şah İsmail gelip burasını umursamazdan  önceye kadar bu böyleydi.
Çilemiz o gün bitmedi. Hala, çilekeş Elbistan.
Elbistan’dan çıkan Ceyhan Irmağı Hatay’ın Amik Ovası’na kadar ulaşarak, geçtiği bütün bölgelere hayat verirken, Elbistan Ovası’nın susuz olması…
Elbistan adına tarihi ve kültürel her ne varsa adı anılmadan anlatılması….
Abdurrahim-Bahaeddin Karakoç kardeşlerin yanı sıra, Ali Akbaş, Hayati Vasfi Taşyürek, Ahmet Çıtak, Mahsun-i Şerif, Âşık Hacı Yener gibi şair ve ozanların, yurt ve dünya çapında ün yapmış olan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ortaçağ Tarihi Kürsüsü Sahibi Ord. Profesör. Mükrimin Halil Yinanç, İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı  öğretim üyesi, değerli bilim adamı ve yazar Prof. Dr. Tahsin Yücel gibi alimlerin ve daha nice yazar, şair ve ozanın yetiştiği bu topraklara yeteri kadar kıymet verilmemesi…
İl merkezinde her mahalleye bir Kültür Sitesi, bir Kütüphane, bir stat düşerken… Elbistan’da hiçbirine rastlanmaması…
Sevgili dostlar;
Umarım bu  eleştirilerimizi yanlış anlamaya çalışan birileri çıkmaz. Devletlülerin eleştiriden hoşlanmadığı hepimizin malumudur. Bu böyle olmakla birlikte eleştiriye açık olmak, yönetmenin erdemliliğindendir. İlgililerinin eleştirmediği programlar illa ki iyi olduğu için eleştirilmemiş değildir. Her şeye rağmen bu tür etkinlikler yapılmalıdır elbette. Ama biraz daha ciddiyet ve duyarlılık beklemek hakkımız değil mi?
Bir de şunu vurgulamadan geçmek doğru olmaz kanaatimce;
Lütfen, ama lütfen bir şey yaparken ehliyet (hak) sahipleriyle konuşmaktan kaçınmayın. Bu sizi yüceltir.
Söz sözü açtı, söz nereye geldi.
 
Ne Deyim:
 
Uyuyanı uyandırmak çok kolay
Uyumuşluk satanlara ne deyim.
Netice değişmez ortada olay
El ucuyla tutanlara ne deyim.
 
Et tırnaktan, tırnak etten ayrılmaz
Eğri yayda doğru oklar kırılmaz
Hak divana inkâr ile varılmaz
Hakikate çatanlara ne deyim.
 
Gelenek, görenek, anane, töre
Göz ardı edilir göz göre göre
Beylik merkezidir, beyler bu yöre
Yüz yıllardır atanlara ne deyim.
 
Anadolu yurdum, sağlam temelim
Birlik gayem oldu, huzur emelim
Doğdu Gülbahar’dan ol Yavuz Selim
Turna Dağda yatanlara ne deyim.
 
Ovamız susuzdur dağımız çıplak
Kökten kuvvet alır dal ile yaprak
Toprağa düşeni unutmaz toprak
İşe garez katanlara ne deyim
 
O gün bu gün kara talih peşimde
Kan-gözyaşı eksik olmaz işimde
Gözükara dost göründü düşümde
Diken gibi batanlara ne deyim
 
Biz birliğimizi ve dirliğimizi bozmadığımız müddetçe, el adamı bize bir şey yap(a)maz. Hülasa hayatın ölüme yenik düştüğü dünyamızda, biz bizden çektiğimiz kadar kimseden çekmiyoruz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Haşim Kalender 2 hafta önce

Hem bu taraksa bezleri Yok, gende bu işlerde dolu insanları görmezden gelirler.
Bunlar için her işin baş körü- körüne yandaşlıktır..Siteminiz haklı, fakat muhatap kaypak.

Avatar
Temel Turabi 1 hafta önce

Hocam yazınızı oğlum görmüş batmandan lingki yollamış okudum doğru tedbirlerin yanı sıra feymani abi ile benim için teveccüh de bulunmuş sunuz çok teşekkür ederim sizin yazınız ziyadesiyle biz galipleri onurlandırdı inşAllah daha dikkat li ve konumuz vakıf olarak layık oluruz bu teveccuhe iyiki varsiniz hocam sağolun

Avatar
Rukiye Ceren 1 gün önce

Eline diline yüreğine sağlık Mehmet.
Bizim insanımız adet yerini bulsun,
Dostlar bizi pazarda görsün,
Daha da önemlisi birşeyler yapıyor görünmenin gafleti içinde olmayı severler.
Tam da söylediğin gibi bir plan yapabilissin işi ehline ver bırsk döt başı mamur hazırlayıp sunsunlar.Sen de otur izle.Olmaaaz herşeyi kendisi yapmış olacak ya.Kal sağlıcakla.

banner1

banner27

banner57