banner67

Paylaşmak, kültürdür.
Paylaşmak, huzurdur.

Paylaşmak, kardeşliktir.
Paylaşmak, cömertliktir.
Paylaşmak, yardımseverliktir.
Peki, neden paylaşmıyoruz?
Çok mu zor geliyor paylaşmak?
Ne yazık ki;
Paylaşmak deyince, akla ilk gelen maddiyat oluyor.
Paylaşmak deyince, akla ilk gelen sosyal medya paylaşımları oluyor.
Paylaşmak, sadece bir malı veya eşyayı değil duyguları da kapsar.
Zorlukları aşmak, acılara dayanabilmek paylaşmakla mümkündür.
İnsan ve sosyal olmanın ruhunda iyi günde sevinci, kötü günde üzüntüyü, ihtiyaç anında derdi ve tasayı paylaşmak vardır. Paylaşmak mutluluğun bereketidir!
Şu yaptığım köşe yazısı yazma işini de bir nevi paylaşmak olarak görüyorum. Yazmaktan, paylaşmaktan keyif alıyorum. Yoksa onca işin arasında oturup köşe yazısı yazmak bu kadar kolay ve keyifli olmazdı benim için.
Paylaşmak, erdemli bir davranış olduğu gibi aynı zamanda bir ihtiyaçtır.
İnsanların günlük hayatlarında paylaşabilecekleri pek çok değerleri vardır.
Paylaşmak, insan olmanın bir gereğidir. Kalpler sevgiyi paylaşmak için vardır.
Sevinçlerimizi, heyecanlarımızı, üzüntülerimizi, kederlerimizi paylaştığımızda rahatlarız.
Paylaşmanın olduğu yerde insanlar birbirine güvenir ve bir birine sevgi ile yaklaşır.
Paylaşmak, karşılık beklemeden olur. Yani ben sana şunu vereyim, sende bana bunu ver gibi bir anlayış paylaşmak değil değiş tokuştur.
Paylaşma duygusu, insanlara çocukluktan itibaren verilmeye başlanmalı ve bu suretle bencillik duygusunun önüne geçilmelidir. Çocukken paylaşmayı öğrenenler, büyüyünce sahip olduğu şeyleri, başkalarıyla paylaşmakta zorluk çekmezler.
Bu konuda en büyük görev biz anne ve balara düşmektedir. Anlatarak ve örnek vererek çocuklarımıza paylaşmayı öğretmeliyiz. Sevgiyi paylaşmak, acıyı paylaşmak, hayatı paylaşmak bunun en güzel örneğidir.
Dünyanın telaşından mı? Yoksa maneviyattan uzaklaştığımızdan mı?
Adeta birbirimizden kaçar olduk. Bırakın paylaşmayı  “Acaba yine benden borç mu isteyecek” diye karşılaşmamak için yolumuzu değiştirir olduk.
Her cümlesinde mütevazılık barındıran, insanlık barındıran, bereket barındıran, paylaşmanın önemini ve kardeşliği anlatan aşağıdaki hikâyeyi ben de siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Zamanın birinde birbirini çok seven Halil ve İbrahim adında iki kardeş yaşarlar. Kardeşlerden Halil evli ve çocuklu, İbrahim ise bekârdır. İki kardeş de geçimlerini sahibi oldukları ortak tarladan sağlamaydılar. Çıkan mahsulü ikiye pay ederek, geçinir giderler. Yine bir hasat zamanı, buğdayı harmanlarlar ve eşit bir şekilde ikiye ayırırlar. Bundan sonra sıra buğdayları ambarlara taşımaya gelir.
Halil bu sırada iş bölümü yaparak, “Ben gidip çuvalları getireyim.
Sen buğdayı bekle” der. Bunun üzerine İbrahim de “Peki Ağabeyciğim.” der.
Halil çuvalları getirmeye gittiğinde İbrahim düşüncelere dalar. Kendi kendine “Ağabeyim evli ve çocuklu. Bir sürü boğaz O’nun eline bakar. O’nun evine benden daha çok buğday lazım.” der. Ardından da küreği kaptığı gibi kendi payından O’nun payına ek yapar. Kısa bir süre sonra Halil çıkagelir ve der ki:
– Haydi İbrahim…! Önce sen doldur çuvalları da taşı ambara. – Peki ağabey…!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. İbrahim yola koyulunca bu sefer de Halil dalar düşüncelere;“Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Daha uzun bir yolu var.” der ve bu düşüncelerle kendi payından O’nun payına birkaç kürek ekler.
Velhasıl birbirlerinden habersiz biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider… Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile…. Hak Teâlâ Onların bu halini çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki … Günlerce taşır iki kardeş bitiremezler. Şaşarlar bu işe.. Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir…
Özelikle günümüzde yaşadığımız toplumu düşünüce bu hikâyeden ders çıkarmamız gerekiyor. Şimdi insanlar nasıl daha fazla birbirinden bir şey alırım nasıl malıma mal katarım derdinde. Keşke şimdiki kardeşliklerde böyle olsa ama maalesef değil.
Nerde böyle kardeşlikler bu zamanda? O halde neyi paylaşamıyoruz?
Miras yüzünden küsen, birbirine düşen, birbirini öldüren kardeşler var.
Ne diyelim, Allahü Teâlâ cümlemize “Halil İbrahim Bereketi” versin o bolluğu ve bereketi de başkalarıyla/ihtiyaç sahipleriyle paylaşabilmeyi nasip etsin.
Çalarak hırsızlık yaparak mala mal katarak bir şeye sahip olacağımızı, bir yere varacağımızı sanmakla anca yanılırız. Hâlbuki biz verdikçe verdiğimizden bize çok veren çok daha büyük biri var asla unutulmamalıdır!
Paylaşmanın mutluluğunu, sevgilerin en güzelini yaşamanız dileğiyle.
Her şey gönlünüzce olsun...

 

  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
işbaşaran 2 ay önce

doğru yıkılmaz iyi niyet ,dürüstlük hoş görülük icinden davranmalıyız . ağlayanın malı gülene fayda etmez üstadım

Avatar
YÜCE 2 ay önce

Allah veren el olanlardan eylesin. Verirken de reklam yaparak medya önünde verilen yardımları teşhir etmemek gerekir. Eğer bu durumda veriyorsan alan el ne gibi bir çöküntü-eziklik içerisinde olduğunu anlamanız lazım. Kalemine gönlüne sağlık Bekir kardeşim.

banner111

banner116

banner115