Modern çağın modern hastalığı:
Umursamazlık, nemelazımcılık, vurdumduymazlık, suya sabuna dokunmamak değil mi? Adına ne dersek diyelim, işin ucu kendimize dokununcaya kadar susuyoruz.
Hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz. Olup bitenlere kayıtsız kalıyoruz. İşin ucu azıcık bize dokununca başlıyoruz feryat etmeye. Ahlaka değer verenler; nemelazımcı olmaz. Vurdumduymaz olmaz. ‘Bana ne canım’ demez. ‘Ben kendi işime bakarım, başkası beni ilgilendirmez’ demez. Bu gibi anlayışlar, sosyal hayatın içinde kabul edilemez bir anlayış, yanlış bir zihniyettir. Bu umursamazlık, nemelazımcılık, vurdumduymazlık, aldırmazlık sadece kendini düşünen insanların yanlış anlayışıdır.
Ne yazık ki; günümüzde bu olgu ve kavramlar adeta bizleri esir almış durumdadır.
Hâlbuki İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy ne diyordu?
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım;
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Hani, etrafında olup biteni umursamazlar var ya?
Nemelâzım be abi diyenler var ya? İşte bu hikâye sizlere!
Evin minik faresi, duvardaki çatlaktan bakarken çiftçi ve eşinin mutfakta bir paketi açmakla meşgul olduklarını gördü.
Kendi kendine: “İçinde ne var acaba?” diye düşündü. Ama gördükleri onu dehşete düşürmüştü. Paketin içinden bir fare kapanı çıktı.
“Evde bir fare kapanı var,.. Evde bir fare kapanı var !” diye bağırarak anne ve babasının yanına koştu. Minik farenin bu telaşını gören anne ve baba fare, doğruca mutfağı görebildikleri çatlağın bulunduğu yere koştular. Evet, minik farenin söyledikleri doğruydu. Evin sahipleri fare kapanı kuruyorlardı.
“Bu haberi bahçedeki hayvanlara da duyurmamız lazım” dedi baba fare. “Hem belki bize yardım edebilirler ne dersiniz?”
Anne baba ve minik fare doğruca bahçeye diğer hayvanların yanına koştular. “Evde bir fare kapanı var… evde bir fare kapanı var!..” Tavuk umursamaz ve bilgiç bir tavırla başını çevirdi ve gıdakladı: “Bu sizin sorununuz benim değil. Bana bir zararı olmaz.”
Tavuktan destek alamayan fare ailesi bu sefer telaşla koyunun yanına koştular.”Evde bir fare kapanı var!” diye haykırdılar bir kez daha. Koyun anlayışla karşıladı ama, “Çok üzgünüm ama sizin için dua etmekten başka bir şey gelmez elimden” dedi.
Fare ailesi bu kez ineğin bulunduğu ahıra koştu.
“Evde bir fare kapanı var!” İnek onları önce duymazdan geldi sonra döndü ve ” Sizin için üzgünüz ama beni hiç ilgilendirmiyor” dedi.
Yardım isteyebilecekleri başka kimse kalmamıştı. Umutsuz, başları önde, eve geri döndüler. Çiftçinin kurduğu fare kapanına bir gün birer birer yakalanacaklarını biliyorlardı. Umutları yoktu. Yardım edecek kimse de. Evin içinde artık bir ölüm sessizliği vardı. Minik fare ve ailesi iki gündür açlık ve susuzluktan bitkin-hasta düşmüşlerdi. Birden bir gürültü duydular, gecenin sessizliğinde bölen ses fare kapanından geliyordu. Çiftçinin karısı, fare yakalandı diye düşünerek yatağından fırlamış ve mutfağa koşmuştu. Karanlıkta kapana, zehirli bir yılanın kuyruğundan kısıldığını fark edemedi tam ışığı yakmak üzereyken, kapana yakalanan yılan kadını ayağından soktu.
Çiftçi, karısını apar topar doktora götürdü. Doktor, zehiri temizledi, yarayı sardı ve eve gidebileceklerini ama hastanın iyi beslenmesi ve dinlenmesi gerektiğini söyledi. Kadıncağızın ateşi vardı ve ter içinde kıvranıp duruyordu. Böyle durumlarda taze tavuk suyunun gerekli olduğunu herkes bilirdi. Çiftçi de bıçağını alıp bahçeye koştu, tavuğu kesti. Karısı tavuk suyuna çorbayı içtikten sonra biraz kendine gelir gibi oldu.
Kadının hastalığını duyan akrabaları-kolu-komşu ziyarete geldiler. Evde pek bir şey yoktu. Onlara ikram etmek için çiftçi bahçedeki koyununu kesti.
Kadının durumu gittikçe kötüye gidiyordu. Belli ki yılan çok zehirliydi. Birkaç gün sonra kadın öldü. Cenazeye çok insan gelmişti. Yemek yapılması gerekiyordu. Çiftçi, mezbahadan bir kasap çağırıp ineği kestirdi.
Fare ailesi ise tüm bu olan biteni duvardaki delikten üzüntü ile izlediler.
Özetle:
Birileri, sizi hiç ilgilendirmeyen bir tehlike ile karşı karşıya iseler, aynı tehlikenin bir gün sizin başınıza da gelebileceğini hatırlamaya çalışın.
“Diğerleri” için de bir gözünüzün, kulağınızın ve vicdanınızın devrede olması gerektiğini kendinize öğretin.
Unutmayalım!
Hepimiz, birbirimizin halı tezgâhında
Hayati önemi olan iplikleriz!
Ve şöyle ya da böyle,
Hayatlarımız birlikte dokunuyor.
 
    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şevket kara 1 hafta önce

Bizi bu hallere nema lazım getirdi kendimizi düşünmekden komşumuzu unutdukgeriye dönüp baktığım zaman birde bu günümüze baktığımda keşke 1960 yıllara dönsek saygı sevgi paylaşma vardı kardeşim bu yorumların için ağzına diline kalemine sağlık selamllar

Avatar
F BOSTANCI 7 gün önce

Geçen eski seçilmiş bir belediye başkanıyla geziyoruz iyi tanıdığımız sandığımız bir belediye meclis üyesi ikimize de selam vermeden geçti başkanla beraber bir birimize baktık bir selamı vermeyenler işte bukadar başkalaşmış sonra ben dedimki bu adama birşey deşeydik ama tekrar neme lazım dedim?