banner67
Bu hafta köşemde hangi konuyu yazayım diye düşünürken. Konu seni arayıp buluyor bazen. Evde kahvaltı yaptığım bir anda kapının zili çaldı. Açtım.  Kapıda iki kadın. Birisin kucağında bir çocuk.
Buyurun ne istersiniz dedim. Malum; Allah rızası için bir yardım. Çocuğum hasta, karnımız aç vb. türünden dua ve dilekler. Tabi ilk hamlemiz bozuk para verip, vicdanımızı rahatlatmak olacak. Baktım bozuk para da bulamadım. Öyle ya boş çevirmek te olmaz. Bari yiyecek bir şeyler vereyim, hatta giyecek falan kabul edilmedi. İllaki para istiyorlar. O zaman; şu apartmanın merdivenini yıkayın size daha çok para vereyim’’ elli lira’’ der demez, homurdanarak sıvıştılar. Bunu üzerine kafa karışıklığım beni bu işin temeline itiverdi. Kimdi bu dilenciler, daha doğrusu kimler tarafından nasıl örgütleniyorlar? Zira bunların büyük bir kısmının bireysel hareket ettikleri ni düşünemiyorum.
Dilenciliğin yıllık bir milyar liranın döndüğü karanlık bir sektör olduğu söyleniyor. Üstelik kayıt dışı bu paranın dilencilik sektöründe ki havuza, millet olarak kaynaklık yaptığımız da bir gerçektir.
Güzel dinimiz İslam, darda zorda kalana yardım etmenin insani ve İslami bir borç olduğunu kabul eder. Böylesi güzel bir davranışta Hak katında ödülle müjdelenir. Bundan dolayı,  ‘’kapıya gelen boş çevrilmez ‘’inancı merhamet duygularımızı zirveye taşır.
Oysa yoksul, yetim, gerçekten ihtiyaç sahiplerini bularak, kimse görmeden, rencide etmeden onların korunup gözetilmesidir.
Bir kimse düşünün ki, elinin emeği ile hayatını idame ettirme durumu  varken, başkasına el açarak geçiniyorsa, bu; onurlu bir kimsenin kabulleneceği durum değildir. Kendini acındırarak ve istismar ederek dilenenleri; ne dinimiz, ne de mahşeri vicdan sahibi hoş görmez. Böylelerini bildiğimiz halde seçici davranmayarak ‘’ vererek rahatlama ‘’ yolunu tercih ediyoruz çok zaman. Hal böyle olunca da, her geçen gün dilencilik daha da yaygınlaşarak toplumu kuşatmakta, sosyal bir yara olarak adeta sektör haline gelmektedir.
Günümüzde dilencilik dil değiştirdi. Eskiden dilenciler evlerin kapısını çaldığında, para değil ekmek isterlerdi. ‘’ Allah rızası için bir dilim ekmek ‘’ Ev sahibi de ekmek dilimlerini vererek iyilik yapma fırsatı yakalamanın derin hazzını yaşardı. Zira ekmeği nimet bilir, son lokmasını bitirmeyen ayıplanır, hatta uyarılırdı.  Yasadığımız çağda görüyoruz ki,  artık ekmeğin nimet olduğu bir dünya gerilerde kalmış. En acı olanı da; Artık ekmek Yüce yaratanın bir nimeti olmaktan çıkarılıp, uluslararası sahada ekonomik savaş aracı haline dönüştürülmüştür.
Dikkat edecek olursak, kimileri köşe başlarında, kimileri vur-kaç taktiği ile hastalık numarası ile karşımıza çıkmaktalar. Bu işin birde kazanç sektörü olduğu gerçeği vardır.  Zaman, zaman tv haberlerinde görmekteyiz. Zabıtaların operasyonlarında; üzerinde milyonlar çıkan, evi, arabası olan, banka hesaplarında yüklü miktarda parası olanlar vb. Yani anlaşılıyor ki dilencilik mağduriyet gibi gözükse de mağduriyet değildir. Asıl mağdur edilen, dilencilerin mağduru bizleriz. Kısacası dilencilik; ‘’Emek harcamadan kısa yoldan köşelik olmak, desek yeridir’’.
Oysa bizim dini ve ahlaki toplumsal anlayışımız; en basit bir işte olsa elinin emeği ile yaşamak olmalıdır.
Yüce dinimiz İslam; Ancak bir kişinin bütün çareleri tükendiği yerde, başkalarından yardım talep etmek yoluna ruhsat vermektedir. Ama toplum vicdanı, dilenciye destek anlayışını hoşgörüyle karşılamaktadır.
Vermesek merhametsiz mi oluruz?  Evet, merhamet elbette  fıtratımızda  vardır. Bu güzelliği daima da diri tutmalıyız.  Fakat yerinde gösterilmeyen merhamet, pusuda ki merhamet avcılarına yem olmaktan öteye gitmez… Bu sebepten doğru olan, ihtiyaç sahibi ile istismarcıyı iyi ayırt edebilmektir.
Şurası bir gerçektir ki; günümüzde hiç ar etmeden dilenen bu tür insanlar, şerefiyle, namusuyla çalışan emek yorgunu kimselerden daha zengin ve lüks içinde yaşamaktadırlar.
Hal böyle olunca; kimin gerçek ihtiyaç sahibi olduğunu, kimin dilenci olduğunu anlamanın imkânsız olduğu günümüzde,  yardımlaşma duygusu gün geçtikçe yok olmaya yüz tutmaktadır.
Gerçek ihtiyaç sahiplerine yardımların ulaştırılması Mülki ve mahalli idareler ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla ulaştırılması en doğru olanıdır.
Son olarak dileğim; Merhametimize kurulmuş tuzaklara düşmeden, emeğimizden geçinen merhamet avcılarına fırsat verip, merhametin marazına sebep olmayalım.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer AYDIN 2 ay önce

Hocam ;Çok güzel bir konuya değinmişsin eline sağlık .

banner1

banner27

banner57