banner136

Bu haftaki köşe yazımda, unutulmasın gelecek kuşaklar ve nesillerde okusun, öğrensin, bilgi sahibi olsun diye kapı komşum, çocukluk ve sınıf arkadaşım, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu edebiyat öğretmeni, avukat Sıddık Kara’nın 1984 yılında lisans bitirme tezi olarak hazırlamış olduğu ve 36 yıl aradan sonra WhatsApp üzerinden bana yolladığı köyümüze ait iki efsaneyi anlatacağım.

ERDEM KAPISI
Til Köyünde oturan Gülcan Hüseyin komşusundan ödünç aldığı eşeğe yüklediği iki seklem * satılık buğdayla Elbistan’a gitmiş. O zamanlar vesayit (taşıt) ne gezermiş. Şafakla çıktığı köyden kuşluk vakti (öğleden önce) pazara varmış. Alıcılarla sıkı bir pazarlıktan sonra uygun bir fiyattan buğdayı satmış. Kendisi satışla uğraşırken yakınında durmakta olan hayvan göz açıp kapama arasında kaybolmuş. Gülcan Hüseyin’in “ayağının altına taş gitmiş”* Nede olsa hayvan emanet komşudan ödünç almış. telaşında haksız da sayılmaz. Oraya bakmış, buraya bakmış etrafındaki insanlara sormuş ama nafile. Adeta hayvan beni arama demiş.
Daha epey bir müddet, ikindi vaktine kadar aramış sormuş, şehirden almak istediklerini alıp “Belki köye gitmiştir murdar hayvan” diyerek köye dönmüş. Gelir gelmez hayvanın köye dönmediğini öğrenmiş. Değlisi gün (ertesi gün) tekrar şehre gidip kaybettiği yerden başlayarak epeyce bir süre aramış. Olmadık yerleri dolaşmış, her rast geldiğine sormuş önceki gün yaşadıklarını dinleyene anlatmış.
Akla gelebilecek her yere bakmış. Hâsılı bir türlü bulamamış. Bir ara yolu “Efendi’nin “Dergâhı”nın bulunduğu Türkköyü civarına düşmüş. Garip garip dolaşıyor. Arada bir kimilerine tarif ettiğine uyan hayvan görüp görmediklerini soruyormuş. O sıra da “tekke”de kalmakta olan yarı meczup biri “Gel gel senin ne aradığını biliyorum ben hayvan deyip geçme. O hizmet ettiği kapıyı bilmez mi?” demiş.
Meğerse bu tekkeye bağlı olan hayvanın sahibi komşu, her zaman hayvanla buraya gelir gider erzak, yük taşırmış.” Hayvan yabancısı koca şehirde gideceği yöneleceği evi şaşmadan çıkarmış.
Bu olayı Dergâh’ın kutsiyetine yoran Hüseyin “Eyvah, eyvah bana! O bir hayvan iken erdemliliğin kapısına yönelirken ben insanlığımla bunu fark edemedim” der, dizlerini dövermiş.
*dolu halde tahıl çuvalı
*çok korkmuş üzülmüş anlamında bir deyim.
(Anlatan: Fadime Baykal Gül)

DÜŞEK
Çok önceleri Til Köyü, biri Küçük Til diğeri Büyük Til adları ile bilinen iki yarı köymüş. Bunlar pek öyle birbirlerine uzak değiller. Bugün de aralarında iki üç kilometre bir mesafe vardır. Halen bir ev dışında köy evlerinin tamamı Akbayır (Til) adıyla bilinen o zamanlardaki Büyük Til' de bulunmaktadır. Bahar mevsimi ile birlikte Küçük Til’ de evleri olan kimi aileler güz sonunda dönmek üzere buraya gelirler. Küçük Til’ de her yer koruluğu andıran ağaçlıkların yeşilliğinde kaybolmuş bir güzelliktedir. Köyde fazla ev ve aile olmadığı için günler çok sakin ve sessiz geçer. Hele hele küçük çocuklar köyde kalmayıp kuzu buzağı gütmek için yazıya gitmişlerse, kuşların cıvıltısı, uzun boylu kavakların ve selvilerin serin gölgesi, ağır ağır akan dere ve arkların davet eden sesi insanı çok mutlu eder. Bu Küçük Til ile Büyük Til arasında nedeni basit çıkar çekişmelerine dayanan bir geçimsizlik varmış. Bu yüzden bu iki yarı köy arasında hiç yardımlaşma yokmuş. Anlatıma göre Küçük Til’ den bir delikanlı Büyük Til’den kendine yakıştırdığı bir kızı beğenmiş, sevmiş. İyi hoş sevmiş ya kızı geleneğe uygun şekilde isteyip almak aradaki kötülük çiçekleri büyüyüp boy atarken bu mümkün olamamış. Genç âşıklar ne yapsınlar sevgiden vazgeçmek, geri dönmek, kavli yerde bırakmak olmayacak. Bu çıkmazda olanların ilk yaptığını bizim adsız ve talihsiz sevgililer de çare sanmışlar. Kız evlat olunca, şerefin, gururun, mertliğin ölçüsü sayılmakta. Ufak bir leke, bir söz, bir davranış uğrunda can konulan bu değerleri gözden düşürürmüş. Anlayışlı ve kavrayışlı olmak, yerinde hoşgörülü davranmak kurtarırmış bu değerleri. Kişiler duygu ve düşünceleriyle kendilerine karşı niyet ve davranışları ile de topluma ve törelere karşı sorumlu kabul edilmektelermiş.
Çoğu zaman bu gerçekleri duygularına feda edenler davranışları kanunlara göre suç kabul edilmeseler de töre ve topluluk değer yargıları onları mahkûm edermiş.
Bu defa da böyle olmuş, kızlarının Küçük Tilli oğlanla kaçtığını öğrenen Büyük Tilliler Molla Mustafa başlarında kaçakların peşlerine düşmüşler. Takip edildiklerinden habersiz âşıklar, elde bohçaları, kavuşacakları düşüncesinin mutluluğu içinde daha Küçük Til’deki evlerine tam ulaşamadan oracıkta yakalanıp öldürülmüşler. Aşıkları ikisi de bugün “düşek” adıyla bilinen, kimi geçen yolcuların Fatiha okudukları, bazılarının ise yer belirgin olsun, kaybolmasın düşüncesiyle ibadet eder gibi küçük, büyük taşları koydukları bir yer olarak hatıralarda kalmış.
Şimdilerde bu düşeğin başında o olayın acısını, akıtılan gözyaşlarının burukluğunu tatsız suyunda taşıyan zamanın ağır ağır akışını hatırlatırcasına akmaktadır. Belki de bu yüzden halen köylüler buraya “Kötü Pınar” adını vermişler ve böyle bilmektedirler.
(Anlatan: Mustafa Baykal)
Bu vesile ile asırlar önce birbirlerini seven, aşık olan fakat birbirlerine kavuşamadan rahmeti rahmana kavuşan efsanenin kahramanlarını, efsaneye konu olan merhum Hüseyin Gül’ü, efsaneleri anlatan köyümüzün iki değerli büyüğü ağabey, kardeş merhum Mustafa Baykal ve merhume Fadime Baykal Gül’ü bir kez daha rahmetle anıyor, efsaneleri gönderen Sıddık Kara arkadaşıma teşekkür ediyor sağlık ve huzur dolu bir ömür diliyorum.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hacı Özgen 2 hafta önce

Guzel bir yazı hazirlamislar ellerine ve emeklerine saglik küçük til ile bilmedigimiz bir hikayeyi ögrenmis olduk

Avatar
Sıddık Kara 2 hafta önce

Daha nice önemsenmeyen, kıymeti anlaşılmamış halkın günlük yaşamında olan dil ve halk kültürü zenginlikleri olduğuna inanıyor ve biliyorum Bekir kardeşim. Ümit ederim benim ve sizin çalışma ve çabalarımız bu hazinelerin bir kısmında olsa kurtarmaya vesile olur. Saygı ve sevgilerimle. Sıddık Kara

Avatar
MUSTAFA KÖK 2 hafta önce

SEVGİLİ BEKİR, TİL'İ GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNE GETİRDİĞİNİZ İÇİN SEVGİLİ YEĞENİM SIDDIK İLE SANA TEŞEKKÜR EDİYORUZ. O TEZİN BİR NÜSHASI BENDE DE VAR. BİR KELİME YANLIŞ DÜŞMÜŞ, HALK, ERTESİ İÇİN "DEVLİSİ GÜN" DER, ONUN METNİNDE "DEĞLİSİ" DİYE GEÇMİŞ. DOĞRU OLAN "DEVRİSİ GÜN"DÜR. RE'FET YİNANÇ MERHUMUN YAYIMLADIĞI 1563 MARAŞ TAHRİR DEFTERİNE GÖRE O YLLAR KÜÇÜK TİL'DE (TİL- SAGİR) YAZ-KIŞ 20 CİVARINDA AİLE OTURURMUŞ.KABİR TAŞLARI DA GÖSTERİYOR.SİPAHİ DE BURADA OTURUYOR. HER İKİ HÖYÜĞÜ İLE BİRLİKTE SON BİLGİLER MARAŞ ANSİKLOPEDİSİNDE ÖZETLE VAR.SELÂMLAR.

Avatar
İlhan Akar 2 hafta önce

Sevgili kardeşim Bekir beyefendi; köyümüzün sosyolojik ve coğrafî yapısıyla ilgili olarak, Sıddık Kara kardeşimizin ilgili tezinden hareketle iki güzel efsanevî hikayeyi nakletmeniz popüler kültür açısından takdire şayandır. Bu vesile ile hem tez sahibi Sıddık Kara beyefendiye, hem de böyle bir güzelliği köşe yazınıza taşımanız münasebetiyle size de hususiyetle teşekkür ederim. Zaten yazılarınız genel olarak memleketin sosyolojik karekterini yansıttığı için ayrı bir güzelliktedir. Yeri gelmişken bir hakkı da teslim etmeden geçemeyeceğim. O da şudur : Benim nâcizâne Elbistanın Sesi gazetesinde yazı yazmama vesile olan Bekir Yılmaz beyefendidir. Kendisinden gelen teklif ve gazetenin de uygun görmesiyle mezkûr yazılarımı yazmaya başladım. Bu bakımdan kendisine teşekkür ederim. Bu vesile ile Bekir beyin şahsında tüm hemşehrilerimize ve okurlarıma hayırlı Ramazanlar,
hayırlı bayramlar diliyorum. Selâm ve saygılarımla!..

Avatar
Şevket kara 2 hafta önce

Bu iki güzel hâlkın günlük yaşamını anlatan konuyu calışmalarınızı bizlere hatırlattığınız teşekürler selamlar

Avatar
Bekir YILMAZ 2 hafta önce

Değerli Hacı Özgen ağabeyim, değerli sınıf arkadaşım Sıddık Kara, saygıdeğer Mustafa Kök ve İlhan Akar hocalarım. Güzel sözleriniz, yorumlarınız, iltifatlarınız için hepinize çok teşekkür ediyor. aslında güzellik ona bakan gözlerde, sizin yüreklerinizde diyorum. Saygılarımla…

Avatar
Abdulhalik Baykal 1 hafta önce

Bibim Torunu Sıddık Kara'ya , Böyle bir tezi yayınlayıp bizleri geçmişimizle yuzlestiren teyzem Torunu Bekir Yılmaz'a teşekkür ederim. Babam da, Bibimde Kendilerini asla belli etmeyen iki bilgi küpü gerçek efsanelerdi. Bu mübarek bayram günün de onları ve tüm geçmişimi, rahmet, saygı ve minnetle yad ederim. Ruhları şad mekanları cennet olsun. .

Avatar
DENİZ UTKUM 4 gün önce

Bu yazı üniversite tezi değilde ancak ilköğretim kompozisyon yazısı olurmuş