banner136
 

Önceki yazımda arıyla namusuyla sakalık yaparak yani para karşılığı evlere su taşıyarak çocuklarını okutan Altun Hanım’ın milletvekili olan torununu açıklayacağımı belirtmiştim.

1915’te başlayan 1. Cihan harbi ve özellikle Çanakkale Savaşı nedeniyle ordumuz, aynı zamanda eli silah tutan insanlarımız savaşıyordu, meşguldü, yorgundu…  Rusya bunu fırsat bilerek 1916’da Doğu Anadolu bölgemizde Van’dan Trabzon’a, Ağrı’dan Erzincan’a kadar geniş bir alanı işgal etti.

İşgal ile birlikte tüm bölgede yaşayan Müslümanlar, Rusların ve daha çok onlarla birlikte hareket eden Ermenilerin tacizine, tecavüzüne, cinayetlerine, toplu katliamlarına maruz kaldılar. Ahali bölgeyi terk etmekten başka çare bulamadı. İşgal edilmeden buralarda nüfus Kafkaslardan gelen Çerkez ve Çeçenlerle birlikte 2.623.484 Müslüman mevcut iken çok büyük kesimi Rus kuvvetleri ve Ermeni çetelerinin baskı ve katliamlarına maruz bırakıldıkça Sivas, Tokat, Kayseri, Maraş, Malatya, Adana, Mersin, Urfa, Diyarbakır, Elazığ, Adıyaman, Ankara, Konya, İzmit, Bursa ve Eskişehir'e iltica etti. Bunlardan bir kısmı kayıtsız olarak kafileler halinde gözlerine kestirdikleri veya yakınlarından birilerinin olduğunu bildiği illere, ilçelere ve köylere giderken bir kısmı da devletin kontrolünde vilayetlere kaydını tutturarak planlanan yerlerde iskân edildiler.

Öte yandan kendilerine uygulanan siyasî ve sosyal baskılara daha fazla tahammül edemeyen Balkan ve Kafkaslardaki Türk ve Müslüman nüfus da tam bu sıralarda Türkiye'ye göç ediyordu. Onlar da yine devletin kontrolünde uygun görülen yerlere gönderilerek iskânları sağlanıyordu. Mesela Elbistan bölgesine gönderilerek önce Kuşkayası mevkiinde toplanan Çerkez ve Çeçenler 5000’den fazlaydı…

Elbistan’da, çoğu Erzurum bölgesinden geldiği için olacak gelenlere “Erzurum muhaciri” veya sadece “muhacir” dendi. Erzincan’dan da gelse öyle dendi, yakın illerden de…

Elbistan’a gelen Erzurum Muhacirlerinin önemli bir kısmı, eskiden “Küpçüler Mahallesi” denilen yani Ahmet Karaca Bey Caddesi ile Kümbet’e (Saraykent’e) giden Hacı Esad Efendi caddesi arasındaki mahallede ikamet ederlerken tehcir nedeniyle terk ederek giden Ermenilerden boşalan evlere yerleştirildiler. Tabii ki başka ev alan, kiralayan veya köylere giderek oralara yerleşenler de vardı.

Erzurum’dan gelenler arasında Altun Hanım ve eşi de vardır. Eşi bir müddet sonra vefat eder. Kendisi iki çocuğu ile birlikte kalır. O yokluk ve dar günlerde yaşama mücadelesi verdiğini yaşlılarımız hatırlarlardı. Örgü örer, dokuma dokur, temizliğe gider, okuntu dağıtır daha çok da sakalık (suculuk) yaparmış. Elbistan’da o zamanlar mahalle çeşmeleri varmış -ki bizim çocukluğumuzda da aynı şekilde devam ederdi- evine uzak olanlar, evlerinde su taşıyabilecek kimsesi olmayanlar ve zengin olup çocuklarına su taşıttırmak istemeyenler ücret karşılığı sakalarla anlaşarak günlük 3 kova, 5 kova su getirtirlerdi. Çamaşır veya banyo günlerinde bu sayı iki üç katına kadar artardı. Mesela benim çocukluğum döneminde halka şeklinde değil parmak gibi düz, uzun ve kalın tulumba tatlıları 10 kuruş iken taşınacak suyun kovası 20 kuruştu. Eğer teneke ile getiriyorlarsa -daha çok erkek sakalar teneke ile taşırdı- her biri iki kovaya yakın su aldığı için parası da fazla olurdu. Sakaların bir kısmı taşımayı kolaylaştırmak için ensesine koyduğu, iki omuzunun genişliğinden az daha uzun olan ve uçlarına bağlı olarak sarkan zincir veya kalın iplere takılı çengelleri olan, “Çangal” dediğimiz basit bir aletle taşırdı.

Altun Hanım’ın oğullarından Mehmet Elbistan’da doğar. İlk ve ortaokuldan sonra Adana Erkek Öğretmen Okuluna gider ve 1939 yılında mezun olur. Altun Hanım ve ailenin Elbistan ile ilgisini kendisi de Adana Lisesi’nde okuyan ve Mehmet Beyle aşağı yukarı aynı yaşlarda olan (1921 doğumlu idi) merhum Kamil Yinanç vermişti. Mehmet Bey, çeşitli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra da Adana Öğretmen Lisesi’ne müdür olur.

Mehmet Bey, Naciye Hanım ile evlenir. Akçadağ’da öğretmen olarak görev yaparken 1946 yılında oğulları ve konumuzun kahramanı M. Erdoğan Yetenç dünyaya gelir. M. Erdoğan Yetenç Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirir. Serbest avukatlık yapar. 18. Dönem Sosyal Demokrat Halkçı Partisinden, 20. , 22. ve 23. dönem CHP’den Manisa milletvekili seçilir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hasan 6 ay önce

Hoppalaaa ! Bir önceki yazınızda ; üstelik iki yerde " Altun Hanım'ın , milletvekili olan OĞLU " diye yazmıştınız ! Şimdi " torunu " diyorsunuz ! Hangisi doğru acaba ?! ( Bir önceki yazınızdan alıntı ; " Elbistanda bir anne varmış; Altunmuş adı. Altun Hanımın eşi ölmüş, üç küçük çocuğu ile dul kalmış. Arıyla namusuyla Sakalık/ Suculuk, Donculuk/ Çamaşırcılık yaparak geçimlerini sağlarmış. Üç çocuğunu da okutmuş; üstelik biri Milletvekili olmuş; hem de önemli bir milletvekili/// NOT: 1)Sakalık yaparak çocuklarını okutan Altun Hanımın milletvekili olan oğlunu ve ekleyeceğimiz diğer konuları ikinci yazımıza bırakalım.)

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 6 ay önce @Hasan

Yazı dikkatle okununca torunu olduğu anlaşılır.
Evet, sehven önceki yazımda torunu yerine oğlu olarak yazmışım. Ha torun ha evlat, çok da fark etmez. Temelinde bir anne, Altun Hanım var...

Beğenmedim! (7)