Kör ve yaşlı bir dilenci kadın vardı. Çarşı içinde, Uğurluoğlu konağının (Sonra A. Rıza Kışlal Bey’e geçmiş) çok güzel işlenmiş çatal kapısının önündeki köşelerden birine oturup, dilenirdi. Orada dilenmesinin sebebi, A. Rıza Bey’in hayrına barınması için alt katta bir oda vermesiydi. Kimseye muhtaç olmadan çıkar, ezberlediği yere otururdu.
 
Kapının önü taş olduğu için kadın oturacağı yere eski bir minder kordu. Üzerine ya bağdaş kurarak ya da bir bacağını uzatarak otururdu. Önüne bir bez serer, kendine en yakın yere de para vermek isteyen içine atsın diye teneke bir tas kordu. Para vermek için yaklaşan veya yakınından geçecek biri oldu mu hemen sezer ve tası eliyle ne olur ne olmaz diye tutardı.
 
Bir gün anneannem beni çarşıya gönderdi:
 
‒ Get, Cehizlerin Abdılla emminden bir liralık ‘Kelle şekeri[1]’ al. Temiz yerinden versin, e mi?
 
(Neden ”Temiz yerinden versin” diyor? Şundan: Kocaman, kesik koni şeklinde belki iki kilo gelecek kadar büyük şekerdi. Dükkânın tavanına geniş tarafı yukarı gelecek şekilde asılı dururdu. Çabucak satılıp biten bir şey olmadığı için aylarca asılı dururdu. Üzerine konan sineklerden, tozdan simsiyah olurdu. İsteğe göre kilo taşıyla kırar verirdi. Kırınca bembeyaz temiz yeri çıkardı. Oradan kırmaya devam eder, güya müşteriye temiz şeker verirdi)
 
Anneannem, sonra da benim oyalanmamı engellemek için acele etmem gerektiği zamanlarda yaptığı tembihini tekrar etti:
 
‒ Bak aha şuraya tükürüyom, bu tükürük gurumadan gelicin haa…
 
O tembih üzere hızlı hızlı giderken iki yaramaz çocuğun dilenci kadına sessiz adımlarla yaklaştıklarını gördüm. Yavaşladım, yavaşladım ve izlemeye başladım. Yaklaştılar; biri elindeki yassı bir taşı ses çıkartması için yukarıdan teneke kutunun içine attı. Sesi duyan kadın anında kutuyu tutup kendine biraz yaklaştırdı. Taşı atan çocuk hilesine devam etti:
 
‒ Teyze bir lira attım ben, saa 25 kuruş vericim de, paramın üstünü alıcım..
 
Kadın da seslenmeden kutuyu ona doğru uzatırken dayanamadım bağırdım:
 
‒ Yalan teyze yalan, taş attılar. Seni kandıracaklar!
 
Daha ben yalan ‘teyze’ derken kadıncağız tası kucağına çekmiş, eliyle üstünü kapatıp ilenmeye başlamıştı:
 
‒ Gedin hele şurdan, beni mi bulduuz gandıracak, Allah’dan gorkmazlar, südüklüu gapanasıcalar...
Kadın bunu derken ikinci çocuk “Saa ne lan, gahbe dölü..” diyerek üzerime yürümeye başladı. Ben, küfreden birine dayak yeme pahasına da olsa ille karşı kordum; ama ikisinin de benden büyük olması bir yana “Acele” tembihi ile  'yumuşa' gönderilmiştim. Tabanları yağladım. İkisi birden peşime düştüler. Kaçışım iyidir; şeker alacağım dükkân yüz metre kadar ileride, Sırrı Yinanç Parkı’nın doğu tarafında halen en eski dükkânların olduğu yerde idi, oraya dar düştüm. O dükkânlar çok küçüktü. Satılacak eşyaların tezgâhları, kasaları, çuvalları dizilince içine iki kişi zor girerdi. Gene de yanına kadar yardım isteyerek sokuldum:
 
‒ Abdullah emmi şunlar beni dövecekler..
 
Beni hiç tanımaz halbuki.. Adını anarak yardım istedim ya, üstelik kaçan ve temiz giyimli olan benim ya, anında benden yana tavır koydu ve onlara doğru bir iki adım atarak bağırdı:
 
‒ Gedin lan şurdan kelp oğlu kelpler. Bak soona garışmam haaa..
 
Onlar da bana (sana sonra gösteririz anlamında) parmak sallayarak gittiler. Birkaç gün çarşıya gelip giderken “teh düştüm” onlara rastlamamaya gayret gösterdim. Rastlaşmadık da…
……………………………………………………………
[1] KELLE ŞEKER: Eskiden rafine kristal şekerin pres edilmesiyle elde edilen dibi yuvarlak, tepesi sivri büyük parçaya verilen ad. Baş büyüklüğünde olduğu için bu ad verilmiştir. Şeker kamışı, özel kaplarda pişirildikten sonra konik kalıplara dökülürdü. Kaplarda hazırlanırken içine onda bir nispeti kadar aze süt konur, öyle pişirilirdi. Çok sert olan bu şeker, kolayca kırılmaz küçük balta ile kenarından parçalanıp koparılırdı.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
TÜLAY AKPINAR AYTEKİN 5 gün önce

ÇOK GÜZEL BİR ANLATIM. ...TEBRİKLER. ...

Avatar
Misafir 4 gün önce

Elinize dilinize sağlık, çok güzel anlatmışsınız sandım ki dayım veyada rahmetli annem anlatıyor. Bazen diyorum ki annemin dizinin dibine otursaydimda eskilerden ne var ne yok dinleseydim...

Avatar
Elbistanlı 2 gün önce

Hocam çok güzel anlatıyorsunuz ama anlatımınızda biraz argoya ve küfüre kaçmıyormusunuz? Yazınızı okuyan çocuklar ve gençlerde var, onlara kötü örnek olmamak lazım.

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 1 gün önce @Elbistanlı

Elbistanlı, Büyük büyük yazarların, köşelerinde ve şairlerin yazarların eserlerinde açıkça yazdıklarını biliyor olmalısın.. Yani şimdi 'gahbe' yerine 'g.hbe' yazınca çocuklara iyi örnek mi olunur? Ben belli sınırı asla aşmam. Çocukların her zaman her yerde canlısını da filmlerden de duyduğu / duyabileceği kelimelerden fazlasını kullanmam mümkün değil... Yani 33 yıllı eğitimci olarak dozunu ayarlarım merak etmeyin.. Yine de hassasiyetiniz için teşekkür ederim, Elbistanlı...

Beğenmedim! (0)

banner1

banner27

banner57