Kölelik; insanlık tarihinde 19. Yüzyıla kadar farklı şekillerde tezahür etmiş tarihin en onursuz ve acımasız bir uygulamasıdır. Köleler, taşınır bir mal gibi alınıp satılan, özgürlükleri ellerinden alınan hiçbir hakka sahip olmayan ve efendilerinin buyruğu altında yaşayan kimselerdi. Köle pazarlarında satılan kadın, çocuk, genç ve yaşlı binlercesi efendilerinin kötü davranışları, ağır yaşam koşulları gibi nedenlerden dolayı hayatını kaybetmiş ve ne yazık ki bu trajedi insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.
18. Yüzyılda ortaya çıkan sanayi devrimi ile birlikte yeni buluşların üretime etkisi, buhar gücüyle çalışan makinelerin endüstride kullanılmaya başlanması, Avrupa’da sermaye birikimini arttırırken ihtiyaç duyulan insan gücünü de azaltmıştır. Bu durum başta Avrupa ve Amerika olmak üzere birçok ülkede köle ticaretinin yasaklanmasına zemin hazırlarken diğer taraftan da sömürgeciliği daha önemli hale gelmesini sağlamıştır. Bununla birlikte sanayi devrimi batılı ülkeler ile dünyanın geri kalan ülkeleri arasındaki gelişmişlik düzeyi farkını artırmış batıya askeri, ekonomik alanda üstünlük sağlamıştır. Bu durum bir taraftan batılı ülkeleri yeni sömürge alanları bulmak için harekete geçirirken diğer taraftan da sanayileşen ülkeler arasında rekabete dayalı yeni çatışmaları körüklemiş ve birinci dünya savaşının fitilini ateşleyen en önemli faktörlerden biri bu çatışmalar olmuştur. Dünyada savaş ve çatışma ortamını ortadan kaldırmak ve sorunları barışçıl yollar ile çözmek için birinci ve ikinci dünya savaşı sonrasında birçok ülkenin üye olduğu fakat belli başlı birkaç güçlü ülkenin iradesi ile kararların alındığı uluslararası kuruluşlar kurulmuştur. Amacı, ülkeler arasındaki problemleri sulh ile çözerek dünyaya barış, huzur, sosyal adalet, hukuk, güvenlik vb. evrensel normları hâkim kılmak olan bu kuruluşlar ne yazık ki uyguladıkları çifte standartlar ile tartışılır hale gelmiş, zulme, gözyaşına, akan kana çoğu zaman seyirci kalmaları ise yeni trajedilerin yaşanmasına neden olmuştur.
Bu durum, maalesef emperyal güçlerin kurduğu kapitalist sistemi her geçen gün güçlendirmiş ve modern dünya olarak nitelendirilen 21. yüzyılda kölelik sistemi yerini sömürüye dayalı modern kölelik sistemine bırakmıştır. İnsan ve organ ticareti, göçmen kaçakçılığı, fuhuş’a zorlanan kadınlar, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu vb. suçların artarak uluslararası boyut kazanması modern köleliğin uluslararası ticarete nasıl dönüştüğünün açık birer kanıtıdır. Bu çarkın içerisinde menfaatin, şehvetin ve şöhretin esiri olan, üretmeden tüketen, kazanmadan harcayan ahlaki değerlerden yoksun insanların da sistemin önemli figüranları olduğu görülmektedir. Bu sistemin oluşturduğu gayri ahlaki uygulamaların, tüketim çılgınlığının, daha çok kazanma hırsının, bencilliğin vb. tuzakların oluşturduğu ağlara düşmemek ve bunlara karşı mücadele etmek özgürlüğe atılan önemli bir adım olmakla birlikte modern köleliğe karşıda önemli bir duruştur. Unutulmamalıdır ki üretmeden tüketen toplumlar, üretici toplumların modern kölesi olarak yaşamaya mahkûmdurlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
furkan 3 ay önce

Güzel tespit tebrikler, yani modern kölelik sistemi günümüzde geçmişe göre daha acımasız bir şekilde devam ediyor. Zaten geçenlerde ünlü yazar Mim Kemal Öke de 21. yy medeniyetinin en önemli probleminin giderek "daha SIĞ,daha KATI ve daha KABA" olması olarak tanımlamıştı. İnsani manada bu gidişle gelecek, geçmişten daha ilkel olacak

Avatar
HÜSEYİN KILINÇ İSTANBUL 3 ay önce

Mehmet Bey,
Elinize yüreğinize sağlık. Üretmeyi unutan toplumlar her daim köle yaşamaya mahkumdur.

banner124

banner116

banner119