Masmavi gökyüzünün, güneşin ışıltılarının, kuşların cıvıltısının, sürü halinde leyleklerin gelişinin ve yine masmavi denizin üzerindeki martıların coşkusunun olduğu adeta baharın gelişini her haliyle müjdeleyen harika bir günde kafede oturmuş arkadaşımı bekliyordum. Doğadaki bu güzellik insanlara da yansımış olmalı ki bir anda kafede tüm masalar doldu. Birçok kadın, erkek, genç kahve içmeye gelmişlerdi.  Aslında amaç kahve içmek değil, sohbet etmekti elbette. Kahve de tatlandırıyordu sohbeti. Her şey mükemmel görünüyordu. Bahar, kuşlar, güneş, kahve, sohbet…

“ Gönül ne kahve ister, ne kahvehane; gönül dost ister, kahve bahane.” sözü ne güzel anlatır ikram olunan kahvelerin gönül dostluğu kurduğunu. Karşılıklı içilen keyif kahveleri, edilen tatlı dil sohbetleri, gönülden gelen duygular bir fincan kahve köpüğündendir. O kısacık doyumsuz anda hayatınızın minik bir parçasını paylaşmaktır. Hatta kahveyi özenle seçtiğiniz insanlarla içmek isteyerek adeta ruhunuzu ısıtmak istersiniz ve öyle tatlı sohbetlere dalarsınız ki o bir fincan kahvenizi yudumlarken gönülden gönüle sayısız köprüler kurar, bitmemesi için kahvenizi küçük yudumlarla içersiniz. Gaye, gönlün istediği dostla uzun süre kalmaktır. Çünkü karşınızda sizi anlayan dost vardır, kahve bahanedir.

Bu kadar güzel ve keyif veren içecek nasıl keşfedilmiş doğrusu çok merak ettim ve araştırdım.

Rivayete göre ilk kahveyi keşfeden canlılar keçiler olmuş. Keçi ve deve sürülerinin çobanları güttükleri hayvanların garip bir ağacın meyvelerini yedikten sonra, daha canlı, daha hareketli olduklarını görünce “ Bunda bir hikmet var. ” diyerek durumu dervişlerine bildirmişler. Bu meyvenin suyunu kaynatıp içen derviş Şazili, kendisi de aynı canlılığı duymuş ve kahvenin meziyetleri böylece anlaşılmış. İlk zamanlarda kahveye “ Şazili “ adı verilmiştir. Fakat kahve ağacının meyvelerinin bugünkü sulu bir içecek haline dönüşmesi ilk kez Yemen’de olmuş. İlk defa Sufiler kahve içmişler. İbadet ve zikir sırasında özellikle akşamları okurken uyanık kalabilmek için. Sonuç olarak Türk kahvesinin kökeni Arap, ama çok daha rafine şeklinde Türklerde Türk kahvesi şekline dönüştürülmüş. Artık Türk kahvesi, iklimin müsait olduğu her yerde yetişiyor.

“ Bir fincan kahve olsam “,  “ Ben bir küçük cezveyim. ”, “ Kahve Yemen’den gelir. ”, “ Kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi. “ gibi çok sayıda şarkıya, türküye konu olmuş bu geleneksel içecek, 40 yıl hatırı olan tek içeceğimizdir.

Bugün benimle kahve içen canım arkadaşıma dostluğu, sohbeti için çok teşekkür ederim. Bana bu güzel duyguyu tattırdığı için.

Siz de şu an ne yapıyor olursanız olun beş dakikanızı kendinize ayırın ve bir Türk kahvesi yapın yanınızda paylaşacak kimse yoksa bile sevdiğiniz birini arayıp anınızı keyifle paylaşın… J

Her günün size sunduğu özel anların tadını çıkarın çünkü sahip olduğunuz tek şey bugün ve şu andır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner86

banner1

banner27

banner57