banner108
 Ne yazık ki biz insanlar hep böyleyiz!
Sahip olduğumuz şeylerin değerini bilmiyoruz.
Ve ne yazık ki kaybettikten sonra da anlamıyoruz.
Her zaman her şeyde olduğu gibi kolay olanda daha iyiyiz.
Kalp kırmada, gönül yıkmada, hatır saymama da üzerimize yok!
İnsanlar her şeyin farkındalar, verilen değer kadar değer veriyorlar.
Haksız yere kırılan kalpler düzelmiyor, bazen son pişmanlık fayda etmiyor.
“İş işten geçtikten sonra anlaşılan değer, Anlayanın başını öne eğer.”misali.
Yüzümüzü çevirdiğimiz, selamını almadığımız, değer vermediğimiz, hiçbir yarasına merhem olmadığımız insanlar da tıpkı kırlangıçlar gibidir. Değerlerini bilmezsek uçup giderler! Ve asla geri dönmezler! Lütfen bir düşünelim ve kendi kendimize soralım.
Siz, biz hepimiz farkında olmadan penceremizden kaç kırlangıç kovaladık?
Ayet-i Kerime’den, Hadis-i Şerif’ten bahsedenler.
Hani Peygamber Efendimizin (s.a.v) bir Hadis-i Şerifi vardı.
Hani Müslüman’ın, Müslüman kardeşi üzerinde 5 hakkı vardı.
- Selamını almak,
-Davete icabet etmek,
-Cenazeye katılmak,
-Hasta ziyareti ve
-“Elhamdülillah" dediği takdirde hapşırana "Yerhamükallah" demek.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hadis-i Şerifine uyarak.
Kimin, selamını aldık, elini sıktık?
Kimin, davetine gittik sofrasına oturduk?
Kimin, cenazesine gittik taziyede bulunduk?
Kimin, hastasını ziyaret edip geçmiş olsun dedik?
Kimin, hapşırmasına Allah’tan rahmet diledik?
Bütün bu saydıklarımızı ve sayamadıklarımızı yapmak için illa ki bir çıkarımızın olması mı lazım? Yoksa Peygamber
Efendimizin (s.a.v) Hadis-i Şerifine uymak mı lazım?
Daha açık söyleyelim, hiçbir çıkarımız olmadan kime iyilik yaptık?
İşte hepimizin yüreğine dokunan bir kırlangıç hikâyesi;
Şimdi bu hikâye nereden icabetti diye aklınızdan geçiriyor olabilirsiniz.
Herkesin ders çıkaracağı bir hikâye bu siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.
Kırlangıcın biri, bir adama âşık olmuş. Pencerenin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış,
güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.
Tık... Tık...Tık... Adam cama bakmış. Ama içeride kendiişleriyle uğraşıyormuş. Meşgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan?
Minik bir kırlangıç! Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, derin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler
dökülmeye başlamış. Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini, niçinini sorma.
Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte
yaşayalım. Adam birden parlamış: “Yok daha neler?
Durduk yerde sen de nerden çıktın şimdi? Olmaz, alamam” demiş.
Gerekçesi de pek sersemceymiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana âşık olur mu?
Kırlangıç mahcup olmuş. Başını önüne eğmiş. Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek
bir kez daha şansını denemiş: Adam, adam!
Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam!
Adam kararlı, adam ısrarlı: Yok, yok ben seni içeri alamam demiş.
Biraz da kaba mıymış, neymiş lafı kısa kesmiş. İşim gücüm var, git başımdan.
Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş: Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç
şu pencereyi al beni içeri.
Yoksa sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım.
Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın yalnızlığını paylaşırım, demiş. Bazıları gerçekleri duymayı sevmezmiş! Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan memnunum, demiş. Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş. Düpedüz kovmuş. Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.
Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş: Hay benim akılsız başım; demiş. Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte. Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş. Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş. Gözü yollardaymış. Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemiş. Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.
Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki: "kırlangıçların ömrü 6 aydır."Hayatta bazı fırsatlar vardır, sadece bir kez elinize geçer ve değerlendirmezseniz uçup gider! Hayatta bazı insanlar vardır, sadece bir kez karşınıza çıkar; değerini bilmezseniz kaçıp giderler! Ve asla geri dönmezler!
Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün bakalım;
Acaba siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?
Kırlangıçlara gönül pencerelerimizin her daim açık olması dileğiyle!
 

 

 

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kirlangic 2 ay önce

Kac kez kirlangiclari görünce iciniz daraldi

banner124

banner129

banner116