banner136
Mersin Öğretmen Okulu’nda 1971-1972 öğretim yılının son günlerinde, çeşitli sebeplerden 30 günden fazla okula gelmeyen sınıf arkadaşım Aslanköy’lü Cafer Dönertaş’a Devamsızlıktan” sınıfta kalacağına dair bir yazı verilir. Cafer, sessiz, sakin, efendi ve kimseyle hırı gürü olmayan biridir. Bir kötü huyu boş vakitlerinde okul dışında kahveye falan takılırdı...

Daha önceki yıllarda da devamsızlığı sınıfta kalma sınırını geçince annesi Hapa Garı (Gara Hapa)’ya söyler, o da okula gelip idarecilere yalvarır yakarır devamsızlık günlerini makul seviyeye indirtirmiş. Son yıl devamsızlığı 31,5 gün olunca sınıfta kalacağı kesinleşen Cafer, müdüre, idarecilere yalvarır, yakarır; ama bir şey elde edemez.

Okulun voleybol takımında oynadığı için durumuna üzülen Beden Eğitimi öğretmenimiz Mesut Özer de araya girer ve fazlalık olan 1,5 günü sildirmek ister, fakat Müdür Turgut Baba merhum Nuh der peygamber demez.

Cafer’in annesi Aslanköy’ün Hasanlı kabilesinden Hüseyin ile Meryem kızı 104 yaşında vefat eden Hapa Garı çok diri, tahsilsiz olmasına rağmen mahkemede kaç kere avukat bile tutmadan davasını savunan/kazanan, çevresinde hem sevilen hem sözü geçen, siyasilerin itibar ettiği bir hanımdır. Mesela Demirel’in seçim turları sırasında Aslanköy’e veya yakın çevreye geldiğinde otobüsün üstüne Hapa Garı ile birlikte çıktıklarını ve onu halka takdim ettiğini halen hatırlayanlar vardır.

Cafer sekiz kardeşin en küçüğüdür. Ailede çok sevilmektedir. Babası rahmetli olurken Hapa Garı’ya “Sakın oğlumu bir şeye muhtaç etme, mahzun ve mahrum bırakma, aksi halde öte dünyada iki elim de yakandadır…” vasiyetini eder. Kadıncağız zaten oğludur,  yeni doğmuş emliktir; bu sözden sonra üzerine daha da titrer. Öğretmen okulunu kazanıp yatılı okumaya başladıktan sonra bile her hafta okulda ziyaretine gelir, gelirken sepetler dolusu meyveler, yiyecekler vs getirir, bol bol da harçlık verip gider…

Hapa Garı okulun son günlerinde Cafer’e durumunu sorar. O da çaresiz annesine anlatır; zaten yine ondan yardım isteyecektir:

‒ Ana valla devamsızlıktan sınıfta kalma ihtimalim var. 30 gün olsa geçecektim, amma 31,5 gün olmuş. 1,5 günü sildiremedik…

Bunun üzerine küplere binen Hapa Garı Pazartesini iple çeker ve sabah erkenden okula damlar. Müdürün henüz gelmediğini öğrenince bekleme salonuna oturup gözünü kapıya diker. Müdür Turgut Baba’nın salona girip odasına doğru yürüdüğünü gören CaferAha geldi..” der demez Hapa Garı kalktığı gibi hışımla karşısına dikilir. Ayaküstü konuşmaya başlar. Dul bir kadın olduğunu, oğlunun evin direği olduğunu, bir an önce okulu bitirip ellerinden tutması gerektiğini, vs anlatır ve şöyle kestirip atar:

‒ Bu döl sınıftan geçecek.

Turgut Baba direnir:

‒ Hanım kardeşim, devamsızlık yapmadan önce bu sıkıntıyı duyacaktınız. Ben haksızlık yapamam.

Hapa Garı,
ellerini yanlarına dayayıpsesini yükseltir:

‒ Müdür Bey, müdür Bey, benim oğlum burada yatılı değil mi? Sizlere emanet değil mi? Oğlumun devamsızlığından kim sorumlu? Siz sorumlu değil misiniz? Ben ta Aslanköy'de iken oğlumun okula gelip gelmediğini, derse girip girmediğini nasıl bilirim? Neden bana devam etmediğini vaktinde bildirmediniz?

‒ ?

Hapa Garı bakar ki müdürde ses yok. Haklı olduğunu da sezer;bağırdıkça etrafa öğrenciler ve öğretmenler toplanmaya başlar. Devam eder:

‒ Hem çocuklara sahip olmayın hem de suçu onlara atın, sonra da sınıfta bırakın. Reva mı bu! Müdür Bey, durumu düzelt, bu haksızlığı gider…

Ne kadar konuştularsa birbirini ikna edemezler. Müdür Turgut Bey kestirip atmak ister;

‒ Yapacak bir şey yok hanım bacım. Bundan sonra yapacak bir şey yok..

Tam dönüp odasına girecekken Hapa Garı önüne doğru bir adım atar; sağ elini biraz uzatıp sesini daha yükselterek şöyle der:

‒ Bana bak müdür, bu çocuk ya şöyle (parmakları ile para işareti yapar) sınıftan geçecek ya da şöyle (parmakları ile tetiğe basar gibi silah işareti yapar) sınıftan geçecek; onu bunu bilmem…

Dönüp gitmek ister; ama koridorda olanı biteni merakla izleyen öğrenciler bu sözleri üzerine alkışlarlar, “Yaşa teyzeee... Bravoooo!..” diye bağırırlar; o da yetmez Hapa Garı’yı kucaklayıp omuzlarına alırlar ve uzun süre tezahürat yaparlar.

Turgut Baba rahmetli,dürüst, efendi ve hakkaniyetli bir insandı. Ne tehdide ne de teklife boyun eğmezdi. Hapa Garı çok haklıydı; ama devamsızlığı eden oğlu Cafer Dönertaş sınıfta kalır. 1972’li olarak mezun olacağı yerde bir yıl sonra dışarıdan sınavlara girerek Haziran 1973’te mezun olur. Şimdi emekli öğretmen olarak Mersin’de hayatına devam etmektedir…
    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alp 2 hafta önce

Liyakat'la göreve gelenler işini düzgün yapar, haketmeden gelen müdürler bir telefonla bile istenileni yapar. Amaç işini düzgün yapmak değilde, sadece koltuk olunca. ! Devlet memurluğu ciddi bir iştir, karşınızdaki kim olursa olsun kanunu ve yönetmelikleri herkese aynı uygulamak esastır. Sonuçta kul hakkı.

Avatar
Hüseyin Sert 2 hafta önce

1991 yılında Eğitim Fakültesi'nde öğrenciydim. Oradaki öğrencilerden müzik, resim, beden eğitimi gibi derslerden çok sayıda öğrenci beklemeli durumdaydı.Otuz yaşını çoktan geçmiş yaşlı başlı öğrenciler, bütünleme zamanı ellerinde fülütle, resim kartonları veya eşofmanla bütünleme sınavlarına girerlerdi.Çok üzülürdüm. O zamanlar Kpss de yok. Bu insanlar hemen göreve başlayıp, ailelerine yük olmaktan kurtlup, hayatlarını kuracaklardı.Kaprisli, şımarık, ne oldum delisi öğretim görevlileri , özellikle de erkek öğrencileri böyle süründürmekten garip bir zevk alırlardı.Aradan birkaç yıl geçti, bir baktık ki Mehmet Sağlam döneminde her fakülte mezunu birden bire öğretmen oluverdi. Hatta bazıları eğitim fakültesi mezunlarından da daha başarıyla görev yaptılar.Bir buçuk gün için o çocuğu bir yıl bekleten zihniyet için düşüncelerimi buraya yazmam yakışık almaz. Hesabını ödüyordur dilerim.Öyle öğretmenler gördüm ki ; hiçbir yeteneği olmadığı gibi, bilgileri de sıfır derecede !

Avatar
Fransa 2 hafta önce

Saygideger arif abi rahmetli Turgut baba iyiki devamsizligi silmemis gorevini yapmis yoksa okul okulluktan cikardi yureginize kaleminize saglik saygilar size ve elbistanli hemserilerime :)

Avatar
Halil 2 hafta önce

Hapa değilde Habba olması gerekmez miydi?

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 1 hafta önce @Halil

Halil Bey, 103 yaşayan kadının ailesi, yakınları, köylüleri, tanıyanlar hayatta. Bana bu bilgileri de oğlu yani hikayenin kahramanı anlattı. Anasının adını da o verdi; hatta okulumuzun sitesinde yayımlanınca tanıyan biri "Ayrıca Kara Hapa da derlerdi" diye not gönderdi. Yani bilenler Hapa olduğunu söyledi. İlginize teşekkür ederim.

Beğenmedim! (0)