İnsan gelecek için mücadele ederken geçmişini de asla unutmaz.  Ya da unutmaması gerektiği düşüncesindeyim. Geçmişi anmak, hamasi nutuklar atmak anlamına da gelmemeli. Geçmişi anlamak,  masalların Anka kuşuyla ya da Kafdağı masallarıyla da olmamalı.

Yıllardır dost meclislerinde dillendirmekten, gazete köşelerinde yazmaktan usanmadığımız (usanmayacağımız) canım Elbistan’ın kültür yapısını ortaya çıkartma, torunlarımızın geçmişi tanımalarına yardımcı olacak eserler ortaya konulmasını sağlayacak çalışmalar yapılması konusu yine içimi sızlattı.

Düşünün bir. Torununuzun elinden tutup gezdirdiğiniz bir Elbistan’ın Dulkadirli Beyliği’ne başkentlik yapmış olduğunu nasıl anlatabilirsiniz.

Toprak yığınından sonra ortaya konulan beton yığınları arasında hangi esri ”Bunlar da dedelerimizin yaşadığı evlerdi.” diye gösterebiliriz.

Biz binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyorduysak söyler misiniz hangi mezar taşı yüz yıl önceki ölen bir Elbistanlının?

Elbistan, bir minaresi yok olmuş, yapım kitabesi bile kendinin olmayan Ulu camiden ibaret mi diye düşünüyorsunuz.

Zaman zaman resimlerini çektiğim ve paylaştığım birbirinden değerli konaklar var. Yıkmayı, yerine beton bloklar dikmeyi düşünmeden bunlardan hiç olmazsa birini geleceğe taşımayı hiç düşündünüz mü?

Bir sebeple gittiğim Yalvaç’ta görmüştüm. Bir Yalvaç evi restore edilmiş ve topluma kazandırılmıştı. İmrendim…

Afşin yaptı aynı çalışmayı. Resimlerini gördüm kıskandım.

Biliyor musunuz, Elbistan’la ilgili bir çalışma yapılacak olsa,  başlangıç için belli bir tarihimiz yok.  Kuruluşumuz yok, kurtuluşumuz yok. Tarihe not düşecek bir namımız yok. Kendi kabuğuna çekilmiş, adeta izole edilmiş bir coğrafyada kendimizi tanıtacak zerre kadar çabamız da yok.

            Toplumlar geleceğe doğru adım atarlarken geçmişi de arkalarında taşırlar. Geçmiş, hamasi nutuklar atmak için değil, ders almak, ders vermek için taşınır. Bu taşınan yükün tamamına birden kültür denir. Bizim gibi binlerce yıllık tarihleri olan milletlerin elbette çok zengin kültürleri vardır.  Bunları gelecek nesillere taşımak bir lüks değil, bir görevdir.

            Bu memleketin evladı olarak bir kere daha yetkililere seslenmek istiyorum.

            İnsana yapılmayan yatırım çölde bostan ekmeye benzer. Tohumu saçarsınız ama sonunda kum toplarsınız. Kültürel değerlerin fikir emperyalizmi karşısında sahipsiz kalması geçmişin unutulmasına sebep olurken geleceğin de kaygan zemine inşası olur.

            Bu memlekette hep birlikte yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz.  Haydi bunca santral yapılacak, haydi yine zehir soluyacağız da bari güzel ölelim.


Kadı Sinanzade Aziz Ağa Konağı


Sinanzade Kadı Mehmet Fevzi Efendi Konağı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Orhan Saydam 3 hafta önce

Hocam çok önemli bir soruna değinmişsiniz. Köprübaşı'ndaki bu iki konak Elbistan kültürünün ayakta kalan Bağdadî tarzdaki son yapılarındandır. Özellikle Sinanzade Kadı Mehmet Fevzi Efendi Konağı Elbistan'ın görev yapmış otuz küsür kadısından kalan son Kadı Konağı'dır. Kadı Mehmet Fevzi Efendi Kilis, Sayda,Pasinler,Beypazarı,Bayburt,Kerbela,Denizli, Maraş Kadılıklarında bulunmuş, bir dönem İstanbul'da Müderrislik yapmış,Maraş'ın Kurtuluşu'nda orada oğlu Çete Reisi Kadı Sinanzade Abdülhamid Bey ile bizzat bulunmuş önemli bir şahsiyettir.Bu konağı Lübnan Sayda Kadısı iken Ermeni Ohannis ustaya yaptırmıştır. Böyle önemli kültürel yapılara en başından sahip çıkmalı ve gelecek nesillere aktarmalıyız.Saygılarımla

banner1