Her insanın dünyası faklıdır. Karakter yapıları farklı, duygu ve düşünceleri farklı, hayata bakış açısı ve yaşam felsefesi farklıdır. Sürekli bu dünyayı keşfetmeye, tanımaya çalışırız.
Farklı olan alışkanlıklarımız ve davranışlarımızı nedense bir çeşitlilik, zenginlik olarak değerlendireceğimize; birbirimize karşı anlayışsızlık ve eleştirme, “ böl, parçala, yok et” davranışı olarak kullanıyoruz. Bu uğurda birbirimize her türlü kötülüğü, çirkinliği reva görüyoruz. İntikam ve öç alma duygularıyla kan dökerek, gözyaşına sebep oluyoruz. Yüreklere ateş koyuyor, aileleri yok ediyoruz. Birbirimize eziyet etmekte bu farklı özelliklerimizi güç olarak dayatmaya gayret gösteriyor bu uğurda her türlü çabayı göstermekten alıkoyamıyoruz kendimizi. Oysa şu kısacık dünya da değer mi iyilikler varken kötülükleri yapmaya…
Gökkuşağını oluşturan renkler sanırım hepimize örnek olacak şekilde anlatılmış güzel bir örnek teşkil ediyor.
Dünyanın bütün renkleri bir gün bir araya toplanmışlar ve hangi rengin en önemli, en özel olduğunu tartışmaya başlamışlar;
 
YEŞİL demiş ki:
“Elbette en önemli renk benim… Ben hayatın ve umudun rengiyim. Çimenler, ağaçlar, yapraklar için seçilmişim… Şöyle bir yeryüzüne bakın, her taraf benim rengimle kaplı.’’
 
MAVİ hemen atılmış:
“Sen sadece yeryüzünün rengisin, ya ben? Ben hem gökyüzünün hem denizin rengiyim. Gökyüzünün mavisi insanlara huzur verir ve huzur olmadan siz hiçbir işe yaramazsınız.’’
 
SARI söz almış:
“Siz dalga mı geçiyorsunuz? Ben bu dünyaya sıcaklık veren rengim. Güneşin rengiyim. Ben olmazsam soğuktan donarsınız hepiniz.”
 
TURUNCU onun sözünü kesmiş:
“Ya ben? Ben sağlık ve direncin rengiyim. İnsan yaşamı için gerekli vitaminler hep benim rengimde bulunur. Portakalı, havucu düşünün. Ben pek ortalarda görünen bir renk olmayabilirim ama güneş doğarken ve batarken gökyüzüne o güzel rengi veren de benim unutmayın”
 
KIRMIZI daha fazla dayanamamış:
“Ben hepinizden üstünüm! Ben kan rengiyim! Kan olmadan hayat olur mu? Ben tehlike ve cesaretin rengiyim. Savaşın ve ateşin rengiyim. Aşkın ve tutkunun rengiyim. Bensiz bu dünya bomboş olurdu.”
 
MOR ayağa kalkmış:
“Hepinizden üstün benim. Ben asalet ve gücün rengiyim. Bütün krallar, liderler beni seçmişlerdir. Ben otorite ve bilgeliğin rengiyim, insanlar beni sorgulamaz; dinler ve itaat ederler”
 
…Ve bütün renkler hep bir ağızdan kavgaya tutuşmuşlar. Her biri diğerini itip kakıyor, ”En büyük benim” diyormuş. Derken bir anda şimşekler çakmış ve yağmur damlacıkları gökten düşmeye başlamış. Bütün renkler neye uğradıklarını şaşırmış, korkuyla birbirlerine sarılmışlar.
 
Ve YAĞMUR’un sesi duyulmuş…
 
“Sizi aptal renkler… Bu kavganızın anlamı ne? Bu üstünlük çabanız neden? Siz bilmiyor musunuz ki, her biriniz farklı bir görev için yaratıldınız, birbirinizden farklısınız ve her biriniz kendinize özelsiniz. Şimdi el ele tutuşun ve bana gelin” Renkler bunun üzerine kendilerinden çok utanmışlar. El ele tutuşup birlikte gökyüzüne havalanmışlar ve bir yay şeklini almışlar…
Yağmur onlara: “Bundan böyle…” demiş. “Her yağmur yağdığında siz birleşip bir renk cümbüşü halinde gökyüzünden yeryüzüne uzanacaksınız ve insanlar sizi gördükçe huzur duyacaklar, güç bulacaklar. İnsanlara yarınlar için umut olacaksınız. Gökyüzünü bir kuşak gibi saracaksınız ve size GÖKKUŞAĞI diyecekler. Anlaştık mı?”
 
Bu yüzden ne zaman dünyamız yağmurla yıkansa, ardından gökyüzünde GÖKKUŞAĞI belirir.
Biz de gökkuşağındaki o renkler gibi birbirimizden farklıyız ve hepimiz özeliz. 
 
Bunu bilerek etrafımızla uyum içinde yaşamalıyız.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1

banner27

banner57