banner136

 Ankara’da bir sahafta tesadüfen bulup satın aldığım, bundan seneler öncesinin Elbistan’ına ait bir şikayet mektubunu konu aldığım yazımı, siz değerli okurlara takdim ediyorum.
19. Yy’ın başında, Elbistan ve civarında ciddi eşkıyalık faaliyetleri baş göstermiş, uzun yıllar devam etmiştir. Maraş Mutasarrıfı Çapanzade Celal Paşa bölgede sert önlemler almış, akabinde Karabekirzade Hacı Ahmet Ağa müsellim tayin edilmiştir. Müsellim Hacı Ahmet Ağa’nın da sert tavrı eşkıyalık faaliyetlerini büyük oranda bitirmiştir. Bu faaliyetler ve kanun kaçakları hemen hemen her dönemde olduğu gibi, cumhuriyet döneminde de mevcuttur. Kerevinli Halil’de bu isimlerden biridir.
 Afşin’in Kerevin köyünden olan Halil bir kanun kaçağıdır. Ambarcık Köyü’ndeki akrabaları vasıtasıyla bu köye yerleşir. Kerevinli Halil zaman zaman bazı suçlardan dolayı hapse atılır. Suçu kadar yatıp çıkar ancak kanun kaçağı durumuna düşmekten bir türlü kurtulamaz.Civarda işlenen bütün suçlarda, olayla bağlantısı olsun olmasın adı geçmekte, jandarma tarafından da sürekli aranmaktadır.
İki evli olan Halil; Hacce isimli hanımından Güler, Şükriye isimli hanımından da Hatice olmak üzere iki kız çocuğu babasıdır. Adı eşkıya olsa da üzerinde taşıyacağı silahı dahi temin edemez. Kanun kaçağı olduğu için zaman zaman başka yerlerde yatan Kerevinli Halil, 1954’ün zemheri ayında, inanıp güvendiği, Çiçek Köyü’nden Atik’in evinde misafirdir.Akşam yemeği yenmiş, kahveler içilmiş, vakit iyice ilerlemiştir.Atik’in evinde o gün Olukluoğlu lakabıyla anılan Dönüşün oğlu Mustafa da vardır.O gece Mustafa, silahının olup olmadığını anlamak için Halil ile güreş tutar.Hemen ardında eve gitme bahanesiyle Atik’in evinden ayrılır.Diz boyu kara aldırmadan Elbistan’a doğru karakola gelir.Karakol komutanı yüzbaşıya Kerevinli Halil’in, Çiçek köyünden Atik’in evinde misafir, üstelik de silahsız olduğunu söyler.Yüzbaşının ‘’Bir askerimin burnu kanarsa seni yakarım’’ demesi üzerine; ‘’Akşam güreş tuttum, silah değil, bir bıçağı bile yok’’ diyerek müfrezenin yola çıkmasını sağlar.
Baskın yapılır.Teslim ol çağrıları karşısında Halil çaresizdir.Eline aldığı bir değnekle portmadan evin damına çıkar.Elindeki değneği, bir gelen olursa haberim olsun diye portmanın çıkışına doğru uzatmaktadır.Hava ayaz, gökyüzü aydınlıktır.Ayın ışığı Kerevinli Halil’in uzattığı eli açığa vermektedir.Aşağıdan bu durumu fark eden Erzurumlu bir jandarmanın açtığı ateş sonucu ilk kurşunu koltuğunun altından alan Halil o gece vurularak öldürülür.


 
Çiçek köyünde anlatılan şekliyle: Halil’in eskiden beri Dönüşünoğlu Mustafa ile zaman zaman yolları kesişir. Mustafa askere gider, orada makam şoförü olur. İzine gelirken silahını da yanında getirir. Bir ara Halil’le karşılaşır. Askerlik hatıraları anlatırken silahıyla geldiğini söyler; Halil silahı alır ve bir fırsatını bulup kaçar. Bu yüzden Mustafa askerliğe dönemez ve yıllar boyu kaçak durumunda dolaşır. Bu yüzden Halil’e diş bilemekte ve fırsat kollamaktadır.
Atik’in evinden, Tellioluk’taki bacıma gideceğim, diyerek çıkan Mustafa, doğru Elbistan’a gider ve askerlik şubesi başkanını bulur ve durumunu anlatıp: “Size Halil’i yakalatırsam benim askerlik işimi halleder misiniz?” der. Başkan da jandarma komutanıyla beraber kabul ederler.
Bunun üzerine Ambarcık köyünden Hatun Eşe BOSTAN şu ağıdı eder:

Çiçeğin karşısı bayır
Kurşun gelir hayır hayır
Müslüman etmez bu harbi
Ellaham yüzbaşı gâvur

Çiçekli etmiş tamaşa
Sol böğrün koymuş ataşa
Güler’im oğlan olsaydı
Emeğim gitmezdi boşa

Güler’in elinden tutsam
Hatıç’ı önüme katsam
Hâkim beye minnet etsem
Babaların verir m’ola

Şükriye cipten bakıyor
Hacce ciğerim yakıyor
Kör olasıca yüzbaşı
Kanlar oluktan akıyor

Yaptırmaz olasın Atik
Elini süyükten tutuk
Güler’inin konuşucu
Gözü bakar dili tutuk

Avradın yolun gözlüye
Döllerin tavsur düzlüye
İlahim Dönüş’ün oğlu
Ocağına it kuzluya

Temiz yudum içliğini
Başına attım başlığını
Kör ola yokluğun gözü
Bulamadım harçlığını

İpek yeleği alaca
Dar akşam geldi salaca
Beşir emmim berk severdi
Misafir almamış gece

Yekin Halil ağam yekin
Meşlahanı dalına takın
Hemi yiğit hemi gözel
Sen seni nazardan sakın

Yoruldu yola oturdu
İki de keklik yetirdi
Deyzesi oğlu Hanen Emmi
Zerkit çayından getirdi.

(Kerevinli Halil hakkındaki bu bilgiler, Sayın Mehmet Gözükara ve Sayın Ömer Hakan Özalp tarafından derlenen ‘’Elbistan Ağıtları Her Göz Yaşı Aynı Renk’’ adlı kitapdan alınmıştır.(S. 96))
Mekan Mevkinde de Saklanmış:
Kerevinli Halil bu hadiseden yıllar önce; yine bir suça istinaden jandarma tarafından aranırken Karaelbistan Mekan Mevki’nde de saklanır, burada birkaç gün kaldıktan sonra yer değiştirir.Sıkı bir takibin ardından yakalanır ve hapse atılır.Burada, bekçiyi dövdüğü için birkaç gün hapis cezası verilen H.C. ile tanışır.H.C. ‘ye : ’’Mekan’da bir hafta kadar saklandım.Bir müddet tek katlı evin önünde, üzüm salının içinde yattım.Daha sonra yukarda bir mağarada yattım.Kırmızı topraklı bağda bulunan kiraz ağacının dalını koparıp, mağarada o kirazlarla beslendim’’ ifadeleriyle saklandığı günleri bizzat anlatır.
Kerevinli Halil’in bahsettiği tek katlı ev; Mekan’a çıkarken sağdaki ilk ev olan Hacımahmutlara ait evdir.Kırmızı topraklı bağ ise Köleliler’den Hanefi (Dündar) Hoca’nın bağıdır.
Kerevinli Halil saklandığı Mekan mevkiinden ayrıldıktan kısa süre sonra, jandarmalar soruşturma için buraya gelir.Mekan sakinlerinin yaşadığı evler aranır.Bu esnada Hanefi Hoca’nın bağına giren süvari jandarmalar korkuya sebep olunca, orda bulunan kadın ve çocuklar çığlık atmaya başlar.Biraz yukarda bağı bulunan,Hanefi Hoca’nın kardeşi, Elbistan’da ‘’Singer Süleyman’’ lakabı ile anılan Süleyman Köleli; jandarmalara tepki gösterince; eşkıya saklamak ve iş birliği yapmak ile suçlanır.Jandarma tarafından kötü muamele ile götürülür.


Süleyman Köleli; kamuya duyurmak üzere, Elbistanlı milletvekili Mehmet Emin Soysal’ın sahibi olduğu Karagöz isimli gazeteye, durumu bildiren bir şikayet mektubu yazar. Birkaç ayrı yerden dinlediğim, mezkur hadiseyi belgeleyen mektubu sizlere takdim ediyorum:
Elbistan
3/9/953

Aşağıdaki mektubumun umumi efkara duyurulmasını saygılarımla rica ederim
Karagöz Gazatesi yazı işleri müdürlüğüne
Ankara

Yaylamıza eşkıya Kerevinli Halil gelip bizi teslim alsa bu kadar kötülüğü dokunmazdı.
I/8/953 Cuma günü gedikli çavuşu İbrahim bir kaç arkadaşı ile beraber Mekan mevkiinde bulunan kardeşim Hanefi Dündar'ın bağ siyecini bozarak atları ile girip bir hayli zarar yaptıktan sonra eşkıya aramak bahanesiyle evinde manalı aramalar yaparken kadın ve çocukları da silahla tehdit ederek onları korku ve dehşet içinde bırakmışlardır. Bu sırada kardeşim Hanefi Dündar Maraş'ta bulunduğundan, ailesi efradının çığlık ve feryatlarını duyarak vaka mahalline vardım.(Bu arada bağa zarar vermek ve usulsüz ev aramak kanuna muhaliftir.Buyurunuz emriniz arzunuz ne ise baş üzerine yalnız oturunuz kadın ve çocukları korkutmayınız) dediğimde sen eşkıyaya yardım ediyorsun diye beni yakaladılar. Kollarımı arkadan bağlayıp 4 kilometre uzakta sık ağaçlık içine işkence ile götürdüler. Buranın kasaba yolu: arası en az 2 kilometre idi.Orada bir hayli işkence daha yaptılar. Ve beni bir don bir gömlek ile Elbistan'a hakaretlerine devam ederek götürdüler.Bu arada kötülüklerini kapatmak için, gedikli çavuşa vazifede hakaret ettiğime, vazifesine mani olduğuma ait bir de tehdit varakası tanzim ettiklerini öğrendim. Yüzbaşı başıma gelen bu felakete üzülmüş olduğunu söylemekle beraber davacı olmazsam zabıt varakasını muameleye koymayacağını söyledi ve beni salıverdi.
Süleyman Köleli
Singer dikiş makinesi
ve Wahl traktör acentası
Elbistan
İmza (S. Köleli)


 
Süleyman Köleli bu işin peşini bırakmamış, 1953 senesinin sonlarına doğru, bir akşam vakti; oğlu Orhan Köleli ile birlikte - kadın elbisesi giyip, yüzlerine kömür sürmek suretiyle- kılık değiştirerek, kendisine işkence eden Gedikli Çavuş İbrahim’i (gedik: rütbe belirten kol üzeri şerit), Gariplik Mezarlığı civarında yakalayıp, sopa ile dövmüşlerdir.Havanın karanlık olması ve kılık değiştirmiş olmaları, tanınamamalarını sağlayınca, olayda bu şekilde kapanmıştır.

Hanefi Dündar
1899 yılında Elbistan’da dünyaya gelir.Babası ‘’Kölehasanlar/Köleliler’’ sülalesinden Mulla Mehmet Efendi’dir.Tahsiline Elbistan’da başlayan Hanefi Hoca, Adana Muallim Mektebi’nde devam eder.İlk görev yeri Maraş Olan Hanefi Hoca, öğretmen olarak Maraş’ta bulunduğu sırada şehir işgal edilince Elbistan’a dönmek zorunda kalır.Öğretmenliğe Pazarcık’ta devam eden Hanefi Hoca, sonraki yıllarda Elbistan’da; İsmet Paşa Okulu, İkmal Mektebi, Küçük Yapalak, Maravuz ve Cumhuriyet Okulu’nda öğretmenlik yapar.
Bunun yanı sıra bağcılık ile uğraşan Hanefi Hoca, botanik bilimine merak sarmış; Türkiye’nin hemen her yerinden, üzüm türleri ağırlıklı olmak üzere çeşitli bitkiler getirtip yetiştirmiştir.
Şadiye (Akıl) Hanım ile evli olan Hanefi Hoca’nın; İlhan, Pervin, Hayal, Erdoğan ve Günay isimli beş çocuğu vardır. Okumaya olan merakı ile bilinen Hanefi Hoca, 1994 yılında Elbistan’da vefat etmiştir.


 
Süleyman Köleli
1902 yılında Elbistan’da dünyaya gelir.Babası ‘’Kölehasanlar/Köleliler’’ sülalesinden Mulla Mehmet Efendi’dir.Tahsiline Elbistan Ceyhan Camii’nde başlar ancak devam etmez.Bir süre imamlık yapan Süleyman Köleli 1920’lerin sonunda culfacılık (dokumacılık) yapar.Daha sonra fotoğrafçılığa başlar.Arada lokantacılık, kasaplık gibi meslekler de icra eder.1950 yılında ‘’Singer’’ bayisi olunca, biçki dikiş kursu açar.1960 yılına kadar bu mesleği sürdüren Süleyman Köleli, ‘’Singer Süleyman’’ lakabını bu şekilde alır.Ağabeyi Hanefi Hoca gibi bağcılık ile uğraşır.1983’te Mersin’e yerleşir.Sinanlardan Fadime Hanım ile evli olan Süleyman Köleli’nin; Orhan, Necati, Sümbül, Müzeyyen, Birol ve Gülseren isminde altı çocuğu vardır.1998 yılında Mersin’de vefat etmiştir.


 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
halit köleli 3 hafta önce

ne kadar güzel olmuş.hikayede annem dedem annannem teyzem ve dayılarımın adı da geçiyor.harika bir hikaye yüreğine sağlık

Avatar
nıyazi kücük 3 hafta önce

kerevenli halil ozamanda bizim koyedegelmis babam uzum bagında gece yatarken gece gelmis biraz uzum ekmek alıp gitmis hocam

Avatar
Münevver Önal 2 hafta önce

Canım bize bu araştırmalarınla geçmişe dair bilmediğimiz o kadar çok şey öğretiyorsun ki.Eline yüreğine sağlık Orhan'ım.

Avatar
ekin hürel günay 2 hafta önce

merhabalar ben hikayeyi rahmetli hanifi dedemden ve rahmet süleyman büyük amcamdan defalarca dinlemiştim, burada da okuyunca mest oldum. derginizin basılı nüshasını da almak isterim. buradan tüm köleli akrabalarıma selam ederim. günay köleli (dündar) oğlu hürel günay

Avatar
Mehmet Tunç 2 hafta önce

Merhabalar ben hikayede ki Süleyman Köleli nin Müzeyyenden olma torunuyum bu hikayenin sonundaki Gedikli yi dövme olayının Anlatıldığı kısmıhatırlıyorum.Yalnız dedemin, Gedikli çavuşu oğlu orhan değilde necati ile patakladığı mümkün olabilir diye tahmin ediyorum, Çünkü haksızlığa hiç tahammül edemeyip hemen bileğine ve yumruğuna sarılan ve de bu konuda meşhur olan necati köleli dayımdır. Bu mektubu ortaya çıkarıp yazan Orhan beye ve tüm Köleli sülalesine selamlar.

Avatar
Fatih Köleli 2 hafta önce

Büyükbabamla işlemi gerçekleştiren Orhan amcam. Giydikleri bayan elbisesi de kara çarşaf. Büyükbabam (Süleyman Köleli) bir zamanlar anlatmıştı. Çok keyifle okuduğum bir yazı olmuş, elinize sağlık. Sevgilerle...