banner136

Sevgili okurlar, bu yazımda artık günlük hayatımızın bir paçası olarak kabul edebileceğimiz elektrik tahrik sistemleri hakkında size bilgiler vererek başlayıp, bu sistemlerin ulusumuzu hangi noktalara götürebileceğinden bahsetmek istiyorum.

Daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere enerji bir devlet için ‘her şey’ anlamına gelmektedir. Teorik olarak devletlerin ve bireylerin fizyolojik faaliyetleri de enerji döngüleri ve enerji- sermaye döngüleri üzerine kurulmuştur. Elektrik enerjisi de üretimi maliyetli, kullanımı ise günümüz teknolojisi ile oldukça kolay bir enerji türüdür. Çok derin lügat-i bilgiler vermeyeceğim ancak günümüzde kullandığımız pek çok cihaz elektrik enerjisinin hareket enerjisine dönüşümü ile çalışmakta ve ihtiyaçlarımızı gidermektedir. Prize takılan traş makinasından, vakumlu elektik süpürgesine, un değirmeni motoruna, 2000 ton yük çekebilen lokomotiflerden, elektrikli otomobillere…

Evet konunun sonunu işte bu elektrikli otomobile, ulusun otomobiline bağlayacağım. Elektrik motoru iletken tel demetlerinden oluşan ayrı ayrı iç ve dış sargısı bulunan ve bu sargılardan birinden elektrik akımı geçirildiğinde diğer sargı üzerinde manyetik alan kuvveti ve bu kuvvet yardımı ile hareket (iletme veya döndürme) oluşturan mekanizma bütünüdür. Hepsini burada açıklamaya kitaplar yazsak yetmez fakat yine kısaca çok değişik tipte çalışan ve tahrik alan motorlar üretilmiş olup, günlük hayatı kolaylaştıracak ve sanayi üretimine katkı sağlayacak her alanda çeşitli tip ve boyutlarda mevcutturlar. 

Günlük tüketilen elektriğin %60’ ından fazlasını bu motorlar tüketirler…Bu motorlar sayesinde size kıyafetler, et ve süt ürünleri, ayakkabılar, mobilyalar kısaca hemen hemen her şey üretilir. Ulaşım da bu üretimin içerisine daha çok dahil olmaya başladı özellikle yüksek hızlı trenler 400 km/ saat gibi konvansiyonel bir arabanın çıkamayacağı hızlarda işletilebilmesi elektro motor kuvveti sayesindedir. Ulaşım alanına geçtiğimize göre, şehir içi ulaşıma baktığımızda özellikle bu günlere kadar teknolojiyi elinde bulunduran batılı devletlerin metropollerinde 1900 lü yılların başlarında elektrik motorlu tramvayları görmeye başladık. Bu araçlara yakıt yani elektik sağlamak belediyeler tarafından ekstra masraflı olduğu için gelişimi ve yaygınlaşması uzun zaman almıştır. Günümüzde ise elektrikli araçlara geçiş mecburi sebepler ile daha hızlanmış görünmekte. Örneğin Norveç kullandığı tüm petrolü dışarıdan ihraç ettiği için çıkardığı yönetmelikler ve halkın bu konudaki hassasiyeti ile bu yıl sokaklarında dolaşan araçların yarısını (%53) elektrikli hale getirmiş bulunmakta. 

Elektrikli araçlara geçişin hızlanmasının mecburi sebeplerine değinirsek; Sanayide elektrik motorları kullanıldığından zaten bahsetmiştik, petrol bazlı yakıtları kullanan motorların yani araçların fazlalığı ilk neden olarak karşımıza çıkmakta. Yıllık satış rakamlarına baktığımızda otomobil üreticileri her yıl neredeyse 100 milyon adet (2019 verisi) yeni otomobil (motor) piyasaya satmaktadırlar bu sayılara motosikletler dahil değildir! Bu araçların tüketeceği yakıt sınırlı ve sonsuz olmayan dünya petrol stokunu çok hızlı bir biçimde tüketmekte, bazı hesaplamalara göre azami 40 yıl yetecek petrol kaldığı belirtilmektedir. İkinci en büyük geçiş sebebi ise eksoz gazları yani sera etkisi yapan karbon ve karbon bileşikleridir. Milyon yıllar boyunca bitkilerin ve diğer canlıların atmosferden çektiği ve gövdelerine bağladığı karbon atomları yakılarak tekrar atmosfere salınmaktadır. Salınan bu atomlar atmosfer dışına çıkamadığı için doğal olarak atmosferin üst katmanlarında birikmekte ve güneşten gelen ısı enerjisinin yansıma yöntemi ile dünyamızı terk etmesine izin vermemektedir. Bu durum sera etkisi dediğimiz küresel ısınmaya ve doğal sonucu olan iklim değişikliklerine neden olmaktadır. Elektrikli araçlara geçişin üçüncü nedeni olarak elektik motorlarının tamir ve bakım kolaylıkları gelmektedir. Olası bir motor arızasında tıpkı lastik değişimi süresi kadar bir sürede elektrikli motorunuzu veya akülerinizi değiştirerek yolunuza devam edebilirsiniz. Dördüncü ve bu stratejik geçiş kararının verilmesine sebep olarak artık en büyük enerji kaynağımız olan güneşten direkt yollar ile elektrik enerjisi üretimi gerçekleştirilmeye başlanmıştır, rüzgâr enerji santralleri (RES) verimleri son gelişmeler ile çok artmıştır. Güneş enerjisi santralleri (GES) ülkemizde ve dünyanın pek çok yerinde yaygınlaşmaya ve fosil yakıt tüketimini azaltmaya başlamıştır. Dolayısı ile sabit mekanlarda kullandığımız elektrikli motorları artık en yaygın şekilde mobil mekanlarda da kullanmaya başlıyoruz. Bu durum küresel vizyonda dünya halklarını gelişim yolculuğunda elektrik toplumu olma seviyesinin eşiklerine getirmiştir. 

Ülkemiz yukarıda saydığım nedenlerin elbette ki takibini yapmakta ve sonucu ekonomik özgürlüğü olacak yatırımlara girişmektedir. Otomobil üretiminde maalesef 1950 li yıllardaki ilk treni kaçırdık. Evet yapabilecek kabiliyette bireylere otomobil endüstrisi kurulurken de gelişirken de sahip bir toplum olduk. Ancak tarihi dönemsel olayların etkilerin sonucunda bu endüstrinin üreticisi değil tüketicisi konumunda kaldık. Bugün bizim kuruluşuna yardım ettiğimiz uzak doğu ülkesi Güney Kore, Japon otomotiv devlerinin alt yapılarını kullanarak 1990 larda geliştirdiği modeller ile bu endüstrinin artık 3,0 diyeceğimiz bir noktasından girip bugün ülkemizde markaları ve modelleri ile pazarda büyük yer edinmiştir. Tıpkı akıllı telefon, led TV ve monitör sektöründe olduğu gibi. Tam elektrikli otomobil platformları, devletlerin ve firmaların giriştiği yeni bir mücadele alanıdır. Dışarıdan bakılınca bu kadar basit yapılı bir motoru neden dişli kutusu ile birleştirip normal otomobiller gibi yapamıyoruz? Diyebilirsiniz. Bugün otomobil motoru büyüklüğündeki standart DC bir elektrik motorundan en fazla 75 kW güç alabilirsiniz, ancak koyacağınız akü sistemi aracı 2 tondan daha ağır yapar. İşte güzel görünümlü bir aracın o dar motor kaputu altına öyle teknolojik bir elektrik motoru geliştirip koymalısınız ki hem 295 Kw (400 beygir gücü) güç almalı hem de aracın façasını bozmadan koyacağınız akü le 500 KM yol kat edebilmelisiniz. Dolayısı ile ilk treni kaçırdığımız bu yolculukta, ikinci şans bize otomobil endüstrisinin tam elektrikli otomobillere evirilmesi ile verilmiş oldu. Ülkemiz bu ikinci bileti boşa kullanma niyetinde olmadığını geçen hafta Bursa, Gemlik’ te fabrikasının temelini atarak gösterdi. Aslında bunun sinyallerini yıllar önce vermeye başlamıştı. Nasıl mı? Üniversitelerin mühendislik fakültelerinin katılımını sağladığı TÜBİTAK destekli Elektrikli otomobil üretimi ve yarışmaları düzenleyerek. Daha öğrenci iken geleceğin mühendislerini elektrikli otomobil alanına kanalize ederek. Asıl sermayemiz olan çocuklarımızı teknolojiye uyandırarak ve katma değer üretmekten korkmayan bireyler haline getirerek, Teknolojik fuar ve festivaller ile aynı konuyla ilgilenen ‘BEYİN’ leri bir araya getirerek. İşte konu başlığını attığım Eletrikli otomobilimizi yapacak olan, Elektro Motor Kuvvetimiz bu beyinler ve gelmekte olan yeni nesil mühendislerimiz olacaktır. İyi okumalar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
kamuran 2 hafta önce

Emeğinize Sağlık