banner108


GÖÇ

Sirkeci'den tren gider,
Evim, barkım viran gider,
Biz hep atla geçtik Tuna'dan,
Böyle geçmedik avrat, uşak,
Biz hiç böyle geçmedik,
Tuna bizden utanır, biz Tuna'dan,
Aldırma be Tuna'm,
Yiğit çıplak doğar anadan,

El­bis­tan, dört bir ta­ra­fı dağ­lar­la çev­ri­li bir hav­za­dır. Hiç­bir yolun üs­tün­de yer al­ma­dı­ğı için uğrak yeri ol­ma­yan kuytu bir yerde Tür­ki­ye’nin dör­dün­cü büyük ova­sı­na sahip, için­den nehir geçen kadim bir şe­hir­dir. Aynı za­man­da Dul­ka­di­roğ­lu Bey­li­ği’nin ilk baş­ken­ti olan El­bis­tan, ta­ri­hi­mi­zin ay­dın­lık yüzü Mük­ri­min Halil Yi­nanç, Rahmi Eray, Tah­sin Yücel, Ab­dur­ra­him ve Ba­ha­et­tin Ka­ra­koç kar­deş­le­rin yanı sıra, Ali Akbaş,……gibi kül­tü­rü­mü­ze sa­na­tı­mı­za, in­sa­nı­mı­za katma değer sağ­la­yan, Ak­de­niz’e ula­şan Cey­han neh­ri­nin su­la­dı­ğı be­re­ket­li top­rak­lar­dır. 1970 yıl­la­r kadar unu­tul­muş, dağ­la­rın­da eş­kı­ya­la­rın gez­di­ği bir Sel­çuk­lu şeh­ri­dir El­bis­tan.
Köy­ler­de ki ara­zi­ler şeh­rin sa­yı­lı aile­le­rinin olduğu ve köylü tarla sa­hi­biy­le on pa­ra­cı ola­rak ortak eke­rek -ka­rın tok­lu­ğu­na- ça­lış­tı­ğı dö­nem­ler elle tu­tu­la­cak kadar yakın ta­rih­ler­dir. Cum­hu­ri­yet­le bir­lik­te baş­la­yan okuma se­fer­ber­li­ği­nin bu böl­ge­de ne kadar geç gel­di­ği­ni tah­min etmek zor ol­ma­sa gerek.
Şehir mer­ke­zin­de oku­muş­luk oranı ol­duk­ça fazla olsa da bu köyde ya­şa­yan halka bu çok geç yan­sı­mış­tır.
Bu tarif edi­len halin açmış ol­du­ğu sos­yal yara, -bir dönem bey­lik mer­ke­zi olan- El­bis­tan’ın in­san­la­rı­nın der­di­ni, ke­de­ri­ni, öf­ke­si­ni, se­vin­ci­ni, üzün­tü­sü­nü vs. şi­ir­le dile ge­tir­me­ye mec­bur bı­rak­mış­tır. İşte bu se­bep­ten olsa gerek ki; şairi ve aşığı ol­duk­ça faz­la­dır. Bu faz­la­lık zaman zaman bir bir­le­riy­le kar­şı­laş­ma­la­rı­na ve şi­ir­de­ki yet­kin­lik­le­ri­ni bir bi­riy­le atı­şa­rak sı­nan­ma­yı da be­ra­be­rin­de ge­tir­miş­tir. İlk baş­lar­da ümmi bir top­lu­mun tem­sil­ci­le­ri ola­rak ir­ti­ca­len söy­le­ni­len kar­şı­laş­ma­lar, okur­ya­zar­lık se­vi­ye­si art­tık­ça bu ye­te­nek kör­leş­miş­tir.
Okur­ya­zar ola­rak kar­şı­mı­za çıkan; Ahmet Çıtak, Ha­ya­ti Vasfi Taş­yü­rek, Hafız Rahmi, Kul Hamit, Ab­dur­ra­him Kar­koç, Der­di­çok (Ömer Lütfü Piş­kin), Ali Gö­zü­ka­ra, Kamil Boz­kurt, H.​Hasan Uğur vs. il­ko­ku­lu ancak oku­ya­bil­miş­ler hatta bir­ço­ğu bu okulu bile dı­şa­rı­dan bi­tir­miş­ler­dir. Bu şa­ir­le­rin örnek al­dık­la­rı âşık ve şa­ir­ler­se büyük ih­ti­mal­le ümmi idi­ler. Yani sözlü ede­bi­ya­tın ge­çer­li ol­du­ğu bu dö­ne­min şa­ir­le­ri ir­ti­ca­len şiir söy­le­ye­mez­ler­se şair sa­yıl­maz­lar­dı. 
On­la­rın yap­tı­ğı kar­şı­laş­ma­lar büyük oran­da ir­ti­ca­len­di. Bu şi­ir­ler En­gi­zek Ga­ze­te­si ara­cı­lı­ğıy­la atı­şı­yor­lar­sa müs­ta­kil şiir şek­lin­de kar­şı­lık­lı bir­bir­le­ri­ne gön­der­dik­le­ri şi­ir­ler­den mü­te­şek­kil­di.
Her ha­ne­de ya­şa­yan­lar­dan en az bi­ri­nin şiir def­te­ri­nin ol­du­ğu dö­nem­den ge­çi­le­rek gü­nü­mü­ze ge­lin­di­ği ha­ki­ka­ti­ni göz önün­de tu­tar­sak şiir, El­bis­tan’da ya­şa­yan her fer­din ka­de­ri me­sa­fe­sin­de­dir.
Gü­nü­müz ya­zı­lı ede­bi­ya­tın bas­kın ol­du­ğu bir dö­nem­dir. Söy­le­di­ği­ni ya­za­rak pay­laş­ma­nın za­ru­re­tin­den do­la­yı, din­le­yen­den çok oku­ya­na hitap eder ol­muş­lar­dır. Hitap et­me­yi, mu­ha­tap olma an­la­mın­da kul­la­nı­yo­rum. Oku­ma­yan insan, çev­re­sin­den ha­ber­siz ya­şa­dı­ğı gibi el­bet­te ya­zan­dan da ha­ber­siz olur.
İnsan oku­ma­dı­ğı­nın bil­me­di­ği­nin ca­hi­li­dir.
El­bis­tan’ın en önem­li ya­şa­yan şa­ir­le­ri ara­sın­da sa­yı­lan Ali Akbaş Ho­ca­mın köyü (Ma­ra­ba) bizim köye (El­de­lek) iki Km me­sa­fe­de. Ali Akbaş, (Mer­hum) Dayım Hü­se­yin Sarı ile çok sıkı ar­ka­daş­tan öte can-ci­ğer iki dost ol­ma­sı­na rağ­men “Göç” şi­iri­ni oku­ya­na kadar Ali Akbaş’tan ha­ber­siz ya­şa­dı­ğı­mı iti­raf edi­yo­rum.
“Göç” şi­iriy­le ilk defa kar­şı­laş­tı­ğım­da, üst üste kaç kere oku­dum, okur­ken gö­züm­den yü­zü­me sü­zü­len yaş­lar his­si­ya­tı­ma ter­cü­man olan Ali Akbaş’ın söz­le­ri miydi yoksa için­den ge­çi­len sü­re­cin biz­den alıp gö­tür­dük­le­ri miydi onu o an far­kın­da de­ğil­dim.
Su se­r­per­ler ya
Gi­den­le­rin ar­dın­dan
Dün as­ke­re
Hind`e Yemen`e
Bu gün ek­me­ğe
Yaban el­le­re
Dön­mez­ler­de ondan
Yoksa niye serp­sin­ler
Sir­ke­ci`den tren gider
Ona binen verem gider
……………
Sirkeci'den tren gider,
     Erzurumlu Duran,
Ankaralı Burhan gider,
Burada ezan var, orda çan,
Her sabah çınlar tepemizde,
Uyan uyan!
Sirkeci'den tren gider,
Bir yaldızlı Kur'an gider.

Akbaş’ın şi­irin­de Sir­ke­ci’den giden sa­de­ce tren de­ğil­di, giden yal­dız­lı Kur’an, gi­den­le­rin ar­ka­sın­da dö­kü­len su değil benim göz­yaş­la­rım­dı.
Hani Kır­gız yazar Cen­giz Ayt­ma­tov, “Gün Olur Asra Bedel” isim­li ki­ta­bın­da Nay­man Ana des­ta­nın­da Gö­çe­be Türk oy­mak­la­rı­nın düş­ma­nı olan; Ju­an­ju­an'lar -Türk­le­rin ta­ri­hi düş­man­la­rı ola­rak sem­bo­li­ze edi­le­rek sa­vaş­lar­da ele ge­çir­dik­le­ri tut­sak­la­rı ya uzak yer­ler­de sat­mak­ta veya güç­lü-kuv­vet­li olan­la­rı ayı­ra­rak kor­kunç iş­ken­ce­ler­le "Man­kurt”laş­tı­rır­lar. Man­kurt’laşan kişi kim ol­du­ğu­nu, so­yu­nun-so­pu­nun ne­re­den gel­di­ği­ni, adını, ço­cuk­lu­ğu­nu, ana­sı­nı-ba­ba­sı­nı bil­mez­di artık kendi öz de­ğer­le­ri­ne ve men­sup ol­du­ğu mil­le­te düş­man­dır.
Ali Ak­ba­şın Göç şi­irin­de “Varım yoğum törem gider” şek­lin­de te­ren­nüm et­ti­ği şiir di­ze­si far­kın­da ol­ma­dı­ğı­mız bizim biz­den ko­pu­şu­mu­zun bir fe­ve­ra­nı, bir çığ­lı­ğı ola­rak hala beni çarp­ma­ya devam edi­yor. Top­lum ola­rak al­tı­mız­dan çekip alın­ma­ya ça­lı­şı­lan coğ­raf­ya­nın şu­urun­da olan bu ses beni iç­len­dir­di ve karşı kar­şı­ya ol­du­ğu­muz teh­li­ke­nin far­kı­na var­mam­la bir­lik­te aynı fe­ve­ran ve çığ­lık bende göz­ya­şı ola­rak ken­di­ni gös­ter­miş­ti.
Ali Akbaş’ın al­dı­ğı eği­tim ve ha­ya­tı ta­hay­yül edişi açı­sın­dan bak­tı­ğı­mız­da ol­duk­ça zarif, has­sa­si­yet açı­sın­dan abide bir şah­si­yet­le kar­şı­la­şı­rız.
Orta Asya'nın iki büyük nehri Amu Derya ve Siri Derya Aral'ı bes­le­yen kay­nak­lar­dı. Ancak Sov­yet­ler Bir­li­ği dö­ne­min­de bu iki nehir pamuk tar­la­la­rı­nın su­lan­ma­sı için kul­la­nıl­ma­ya baş­la­dı­ğın­da Aral Gölü'nü bes­le­yen İki ana damar or­ta­dan kal­kın­ca, Aral kü­ser­ce­si­ne yüzde dok­sa­nı ku­ru­yup çöle dö­nü­şür. Aral Gölü çev­re­si beş bin se­ne­lik bir dev­re­de Türk­ler için mühim bir yer­le­şim mer­ke­zi ol­muş­tur. Akbaş bir za­man­lar tek­ne­le­rin yüz­dü­ğü yerde şimdi çorak top­ra­ğın or­ta­sın­da pas­lan­mış gemi ka­lın­tı­la­rıy­la kar­şı­la­şın­ca şair yü­re­ği Arala’a şu ağıtı ya­kı­yor:
Ka­ra­da kalan ka­yık­lar
Eski gün­le­ri sa­yık­lar
İnci mer­can saçan Aral
Ne­re­de o şa­ka­yık­lar.

Aral’ın suyu kan gibi
Ya­ra­lı bir cey­lan gibi
Meğer göl­ler de ölür­müş
Kuğu gibi, insan gibi.

Ural’dan inen ma­ral­lar
Aral’da saçın ta­rar­lar
Yı­ka­na­cak göl mü kal­mış
Bil­mem ki neyi arar­lar.

Göl değil kı­mız­dı Aral
Bir if­fet­li kızdı Aral
Ka­lın­ca küf­far elin­de
Yer al­tı­na sızdı Aral.

Dev­ran geç­miş, ker­van göç­müş
Aral’ı bir evran içmiş
Ah neden sonra an­la­dım
Bu­ra­la­rı sev­mek suç­muş.

“Ka­lın­ca küf­far elin­de/ Yer al­tı­na sızdı Aral” diyen Akbaş, ya­şa­dı­ğı­mız coğ­raf­ya­nın bize ait olma şu­uru­nu bu günkü nesle ulaş­tır­ma­ya ça­lı­şan fikir sa­hi­bi, önem­li bir da­va­nın tem­sil­ci­si ola­rak hay­kır­mak­ta­dır aynı za­man­da.
Gün­lük te­laş­la­nın için­de, için­den çıkıp gel­di­ği top­lu­ma karşı so­rum­lu­ğu­nu hak­kıy­la ye­ri­ne ge­ti­re­me­me­si­nin piş­man­lı­ğı içe­ri­sin­de, za­ru­re­tin ba­ğıy­la bağ­lan­dı­ğı­nı iç ge­çir­me­si­dir Elif’e ve­ri­len sözün ye­ri­ne ge­ti­ri­le­me­yi­şi:
Köy dağ­la­rın ar­dın­da kaldı
Bir gün çık­tım yel-ya­pa­lak
Köy dağ­la­rın ar­dın­da kaldı

Tür­kü­le­ri unut­tum
Git­gi­de ıradı kağnı ses­le­ri
Bir daha uğ­ra­ma­dım

Hâl­bu­ki Elif'e sözüm vardı
Hiç var­ma­dım
Kız dağ­la­rın ar­dın­da kaldı

Sa­nı­rım;
Öz­le­miş, öz­le­miş alış­mış Elif
Artık çoluk ço­cu­ğa ka­rış­mış Elif

Bi­li­rim ar­dım­dan atı­yor­lar
'İnsa­noğ­lu çiğ süt içmiş em­mi­oğ­lu
Sözü savı mı olur?

Müm­kü­nü yok
Dön­mez artık
Dön­mez o...'

Milli du­ru­şun yanı sıra, in­sa­ni olan her kav­ram Akbaş’ın şi­ir­le­rin­de ken­di­ne yer açar. Bize bizi ha­tır­la­tır.
“Ça­nak­ka­le bir vel­ve­le / Bu vel­ve­le gel­mez dile / Di­ren­dik yedi dü­ve­le / Taş üs­tün­de taş kal­ma­dı” di­ye­rek o dö­ne­mi bu dö­ne­me ta­şı­yan “şu­urun” sese bü­rü­nü­şü­dür Akbaş.
Ali Akbaş, sağ-sol mü­ca­de­le­si­nin ge­tir­di­ği kar­ga­şadan ge­çe­rek, gönül coğ­raf­ya­sı­na des­tan­lar ya­za­rak Türk il­le­ri­ne şiir gü­ver­ci­ni uçu­ran ak saçlı Ulu Bey’idir. 
“Av­ras­ya Ya­zar­lar Bir­li­ği Baş­ka­nı” baş­ka­nı olan Ali Akbaş, yaz­dı­ğı şiir ve ya­zı­la­rıy­la Türk Dün­ya­sı ta­ra­fın­dan kabul gören söz sü­va­ri­si­dir. 
Ali Akbaş ağa­bey, El­bis­tan’dan doğup her geç­ti­ği yere hayat bah­şe­den Cey­han mi­sa­li, söz dün­ya­sın­dan ses ipine diz­di­ği şi­ir­ler­le gönül dün­ya­mı­za ışık tutan, bize bizi his­set­ti­ren der­viş gö­nül­lü bir al­pe­ren­dir.
Onun tut­tu­ğu ışı­ğın nice gör­me­yen göz­le­re ışık ol­ma­sı­nı di­li­yo­rum.
Yet­miş yedi yıl­lık ha­ya­tı­nı şiire ada­yan Ali Akbaş Abiye sağ­lık­lı ve hu­zur­lu bir ömür di­le­ye­rek, el­le­rin­den öpü­yo­rum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sami Çimen 2 hafta önce

Lise son sınıfta Edebiyat öğretmenimdi.Bana şiir üzerine kitaplar verdi.Siyasi görüşüne karışmam bildiğin gibi yazmaya çalış demişti.Bu yüzden de ayrıca saygı duyduğum öğretmenlerimden biridir

Avatar
yaşar okur 2 hafta önce

Ali Akbaş ve Fevzi Taşolar abimize saygılar sunarım.Memet abi elinize kaleminize sağlık..

Avatar
Mehmet GÖZÜKARA (Mersin) 2 hafta önce

Emmim oğlu seni yürekten kutluyorum,kalemine yüreğine sağlık dileyerek başta sayın Ali abimiz olmak üzere ecdadına bağlı, özü ve sözü ile bize ışık tutan tüm hemşerilerimize hürmetlerimi sunuyorum.
-------------------
Ecdadını sevenleri severim,
Hürmet eder, davasını överim,
Elbistana sevdalı olan biriyim,
Bu mutluluk yeter bana,daha ne derim.

banner111

banner124

banner116

banner115