banner136

              Yıl 1960. Elbistan kabuğunu kırmaya çalışıyor. Büyük şehirlere uzak oluşu, ana yolların üzerinde olmayışı ve en kötüsü de ayrıcalıklı üretimi, göz alıcı doğası olmaması nedeniyle de bu kabuğu kırması oldukça zorlaşıyordu.
                Dulkadirli başkentliği elinden alındıktan sonra unutulan, bir daha da hatırlanmayan ya da hatırlanmak istenmeyen ELBİSTAN…
                Mehmet Göçer’in bütün imkansızlıklara göğüs gererek yayınlamaya başladığı “ Elbistan Postası” memleketin dışarıyla bağını kuran tek gazete.
1960 ların Elbistan’ında bütün bunlar yaşanırken memleketin sanata edebiyata açık şehirlerinde yaşayan şairler yeni yeni kitaplarla sanat dünyasında ‘ben de varım’ diyor. Genelde sol görüşlü olan bu sanat adamlarını bizim gözümüzde hep öcü olarak hayal ettirdiklerinden olsa gerek onları imkânımız olsa bile okuyamıyorduk.
                Sanki sağ, sanata kendini kapatmış olduğundan, Elbistan kırmaya çalıştığı bu kabuk içinde adeta betonlaşmış,  var olan birkaç sol sanatçı da şehri terk edince gidemeyen sağ sanatçılar işte betonlaşan o Elbistan kabuğunda kaybolmaya başlamışlar.
                İşte 1960 ların Elbistan’ında adı henüz bilinmeyen genç bir şair ürkek adımlarla girdiği “Elbistan Postası” ndan Abdurrahim KARAKOÇ olarak çıkar.
                “sarı saçlarına deli gönlümü/ bağlamışlar çözülmüyor Mihriban.” Deyişinde diğer şairlerden bir fark olmasa bile; lambada yanan alevin üşümesi olağan üstü bir söyleyiş olarak zihinlere kazılıyor.            
                “Kralın kraliçesi olmaktan, şairin sevgilisi olmayı yeğlerim.” Diyen hanımefendiyi haklı çıkartan bu söyleyiş, Mecnun’un çölü vaha bilmesi, Ferhat’ın dağı delmesi kadar etkileyici oluyor. Çünkü “aşk kâğıda yazılmıyor.” Yaşanıyor.
                Ölümünün üzerinden sekiz yıl geçen Abdurrahim Karakoç çok sayıda esere imza atarken aşk şiirlerindeki ustalığını, taşlamalarda da göstererek tek taraflı bir şair olmadığını da göstermiş oluyor.
                Büyük ustanın ilk şiirlerini yazdığı “Elbistan Postası” yayın hayatını Elbistan’ın Sesi olarak sürdürürken aynı gazetede amatör bir yazar olmaya çalışmanın da gururunu yaşıyorum.
                Mihriban kimdi, bu aşkı hak ediyor muydu bunlar hiç ama hiç önemli değil. Önemli olan bu sevgisiz dünyaya sevgiyi haykıran bir KARAKOÇ vardı ve hep var olacak. Ardında eser bırakanlar asla ölmez..
                RUHU HUZUR İÇİNDE OLSUN…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yılmaz kalkan 6 ay önce

Böyle bir şairin bu topraklardan çıkması büyük onur. Sizde çok farklı açıdan değerlendirmişsiniz. Bunlar önemli değerler sahip çıkmak lazım. saygılar

Avatar
TÜLAY AYTEKİN 6 ay önce

SAYENİZDE ABDÜRRAHİM KARAKOÇ VE MİHRİBAN'I BİRLİKTE ÖĞRENDİM. MEKANI CENNET OLSUN. .MİHRİBAN ÇOK SEVDİĞİM BİR ESERDİR. .

Avatar
Ali 6 ay önce

Sanatsever yüreğinizle dile getirdiğiniz değerlerimiz, sizin kaleminizden daha da anlamlı dökülüyor. Sağolun.

Avatar
Mevlüt ÇANAK 6 ay önce

ALLAH rahmet eylesin!

Avatar
Yaşar Okur 1 ay önce

Gelin görün ki bu büyük üstada doğup büyüdüğü melmekette her yıl ölüm yıldönümünde ulusal bir anma etkinliği yapılamıyor, gelenekselleştirilemiyor