Erçeneli Tenecioğlu Âşık Hüseyin;
Elbistan'ın son dönemde yetiştirdiği önemli şairlerinden, kadim dostum Mehmet Gözükara'nın, birlikte hazırladığımız Elbistan Ağızları kitabımızın hazırlık çalışmaları sırasında, hikayeleriyle birlikte torunundan derlediği ağıt ve şiirleriyle gündeme getirdiği;
Aslen Malatyalı olup, o zamanki Elbistan'ın –bugünkü Afşin'in– Erçene köyüne yerleşmiş bir ailenin çocuğu;
Ve “Acem kızı”, Gayrı dayanamam ben bu hasrete/Ya beni de götür ya sen de gitme” ve “Bilemedim kıymetini kadrini/Hata benim günah benim suç benim” gibi, herkesin bildiği-beğendiği güçlü şiirlerin sahibi olan bir şairimizdir.
1 Temmuz 1896'da Erçene'de doğan Tenecioğlu'nun babasının adı Yemliha, anasının adı ise Meyse'dir. Osman ve Melek isimlerinde iki kardeşi daha olursa da bunlar genç yaşta vefat ederler. Hüseyin, 1917 yılında, askerden kaçtığı için idama mahkum edilir. Ancak, kurşuna dizilmek üzere iken, divan-ı harp başkanı Tahsin Bey'e söylediği sazlı-sözlü bir türkü sayesinde affedilir. Muhtemelen askerlik sonrasında köyünü terkederek Çukurova'ya yerleşir. Burada Miyase adında bir kadınla gayr-i resmî bir evlilik yapar. Üç oğlu olur; ikisi genç yaşta ölürken, 1931 doğumlu olan üçüncüsü, 1971'de Ceyhan'ın Mercimek köyünde vefat eder. Tenecioğlu daha sonra Hatice (öl. 1956-7) isimli bir kadınla evlenir. Bundan da Fevzi, Gülperi (öl. 1991) ve Feride (1939-2009) isimlerinde üç çocuğu olur. Tahtacı soyadını alan Tenecioğlu 25 Şubat 1945'te 49 yaşında dünyadan ayrılır.
Son dönemlerde, Dr. Halil Atılgan tarafından Tenecioğlu Hüseyin ve şiirleri hakkında bir kitap yayımlanmıştır: Acem Kızı ve Tenecioğlu Âşık Hüseyin, Adana Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Yayını, Salmat Ltd. Şti., (2018), 168 s.
1946'da Adana'nın Karaisalı ilçesinde dünyaya gelen Dr. Halil Atılgan 1965'te Düziçi öğretmen okulunu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik ve halk eğitimi müdürlüklerinde bulundu. 1973-75 yıllarında Çukurova radyosunca açılan saz sanatçılığı sınavlarını kazandı. 1984'te müzik uzmanı olarak atandığı Çukurova Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar bölümünde halk müziği ve bağlama dersleri öğretim görevlisi ve kültür-sanat merkezi müdürlüğü vazifelerinde bulundu. 1990'da, Kültür Bakanlığı'na bağlı Şanlıurfa devlet Türk halk müziği korosuna kurucu şef olarak atandı. 1993'te Ankara'ya alınan Atılgan, koro şefliği ile Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'nde müzik danışmanlığı ve repertuar kurulu başkanlıkları yaptı.
Hizmet süresi içerisinde eğitim enstitüsünün müzik bölümüyle Anadolu Üniversitesi AÖF'nin iktisat bölümünü de bitiren Atılgan'ın, pek çok vilayette yaptığı halk müziği ve folklor derlemelerini içeren, yayımlanmış 192 makalesi bulunmaktadır. Bunun yanısıra, aynı konularla ilgili konferanslar verdi; radyo ve televizyonlarda programlar hazırlayıp sundu; 300'e yakın Türk halk ezgisini derleyip notaya alarak bunları televizyonlarda çaldı ve okudu; TRT repertuarına 100 civarında halk ezgisi kazandırdı; pek çok konferans ve seminerler verip katıldığı sempozyumlarda 50 tebliğ sundu.
Çeşitli meslek kuruluşları üyesi olan ve 2010 Ocak'ında emekliye ayrılan Dr. Halil Atılgan'ın 17 ödülü ve yayımlanmış 30 kitabı bulunmaktadır.
Yukarıda bahsettiğimiz yeni eserinden dolayı sayın Atılgan'la; gönlümüzün Maraş, Elbistan veya Afşin belediyelerinden biri tarafından yapılmasını arzu ettiği yayın işini üstlenen Adana Büyükşehir Belediyesi'ni tebrik ederiz.
Kitabın içeriğine gelince:
Sayın Atılgan'ın hayatının ve eserlerinin tanıtımı ile Adana Büyükşehir Belediye başkanının sunuşunun ardından “Önsöz/Acem kızına dörtlükleri kim dedi?” ve “Teşekkür” bölümleri yer almaktadır.
Kitap dört bölüm halinde düzenlenmiştir:
I. Bölüm: Acem kızı/Gayri dayanamam ben bu hasrete/Bilemedim kıymetini kadrini
Bu bölüm, Tenecioğlu'nun hayatı ile başlamaktadır (s. 23-25). Ardından, Hamdi Gökalp'ın 1930 yılında Memleket Çukurova mecmuasında yayımlanan ve Tenecioğlu'nun yenilik taraftarlarına, devrin beylerine, divan-ı harp reisi Tahsin Bey'e söylediğı şiirlerle Benli Döne ve Aşık Ziya ile atışmasını içeren “Berhayat halk şairlerinden Âşık Hüseyin” başlıklı yazısı verilir (s. 26-33). Bilahare, Tahsin Bey'e yazdığı şiirin Ali Kocaman, Mehmet Karaburç ve Mehmet Gözükara'nın tesbit ettiği versiyonları dercedilir (s. 33-42). Sonrasında, Atılgan'ın 2014'te “Acem kızı” şiirinin kime ait olduğuna dair Erciyes Dergisi'nde yayımladığı makalesiyle şiirin İrfan Can, Doğan Kaya, Mehmet Karaburç, Aşık Feymani, Süleyman Akdal, Çorum, Ahmet Dulkadiroğlu ve internet varyantlarını da içeren ve sözkonusu şiirin Neşat Ertaş'a değil, Tenecioğlu'na ait olduğunu ortaya koyan “Acem kızına dörtlükleri kim dedi?” başlıklı kısım gelir (s. 42-77). Bu bölüm, Neşet Ertaş adına kayıtlı olan “Bilemedim kıymetini kadrini/Hata benim günah benim suç benim” şiirinin de Tenecioğlu'na aidiyetini savunan bir yazıyla son bulmaktadır (s. 77-84).
II. Bölüm: Âşık Hüseyin'in ağıtları
Bu bölüm, Tenecioğlu Âşık Hüseyin'in “Hüseyin Ağa'ya” (İsmail Aslan, Erman Artun ve Ali Kocaman tesbitleri; s. 87-96); “Atatürk'e” (Ali Kocaman tesbiti, s. 96-97); “Erçeneli Zeyneb'e” (Ali Kocaman tesbiti, s. 97-100); “Çuhadaroğlu Mehmet Bey'e” (Ali Kocaman tesbiti, s. 100-101); “Afşaroğlu'na” (Erman Artun ve Mehmet Gözükara tesbitleri, s. 101-2, 104-6); “Sıtmadan ölen çocuklarına” (Mehmet Gözükara, Ali Kocaman ve Erman Artun tesbitleri, s. 102-3, 107-111); “Hatça Kız'a” (Yaşar Kemal, Erman Artun ve Mehmet Gözükara tesbitleri, s. 111-6) söylediği ağıtlardan oluşmaktadır.
III. Bölüm: Âşık Hüseyin atışmaları-şiirleri
Bu bölüm şu atışma ve şiirlerden meydana gelmektedir:
Aşık Ömer'le atışması (Çetin Öcal ve Ali Kocaman tesbitleri, s. 119-28); Âşık Hüseyin'in âşıklığının sınanması (Erman Artun tesbiti, s. 128-30); Yörük Osman Ağa'yla söylediği taşlama (Osman Taştan anlatması ile Ali Kocaman tesbiti, s. 130-34); Adana Sarıçam'da Türkmen kızına söylediği türkü (Osman Taştan'da alınma, s. 135-6); Âşık Hüseyin ve Benli Döne (Mehmet Erkoçak tesbiti, s. 136-9).
IV. Bölüm: Âşık Hüseyin'in tesbit edilebilen şiirleri
Bu bölümde Tenecioğlu'nun torunu Hüseyin Şahin, Mehmet Gözükara, Ali Kocaman, Âşık Feymani, Ömer Hakan Özalp, Hüsnü Karcı'dan derlenen-alınan ondört şiir bulunmaktadır.
Kitabın sonunda, kaynak kişilerin kimliklerini içeren “Bilgi ve belgeler” kısmı ile Tenecioğlu'nun yakınlarının, köyü Erçene'nin, bilgilerine başvurulan köylülerin ve derleme sırasında birlikte dolaştığı şair hemşehrilerimizin fotoğrafları yer almaktadır.
Dostumuz Mehmet Gözükara'nın ciddi katkılarının yanısıra, derlemiş olduğu şiirlerine de yer verilen eserde, sayın Atılgan, gazete taramalarımda bulduğum bir şiiri de –bendenizden aldıklarını belirtme inceliğini göstermek suretiyle– yayımlanmışlardır.
Son aylar içinde çıkan, ve dostum Mehmet Gözükara tarafından bir nüshası gönderilen, şair bir hemşehrimizle ilgili bu kitabı ilgililerine tanıtmak ve merhum Tenecioğlu'nun –her bakışımda yeni birşeylere rastladığım gazete taramalarım arasında gözüme çarpan– yeni bir şiiri ile katkıda bulunmak istedim.
Maraşlı bir gazetecinin Elbistan-Afşin taraflarında yaptığı bir seyahat sırasında, rehberliğini yapan ve Efsusluoğlu, Elbistanlı Kul Mustafa ve Emirlili Kul Meşruh gibi yöremizin bilinmeyen şairlerinden şiirler okuyan Durmuş isimli bir dağlı tarafından söylenip, bahsi geçen gazeteci tarafından yayımlanan bu şiiri, Tenecioğlu araştırmalarına bir katkı olmak üzere, sizlerle paylaşmak istedim.
Gazetenin ilgili bölümüyle şiir şudur:
“... Kötürge köyü bu civarlarda imiş. Arkamızdaki sırtta çadırlar ve damlar görünüyor. Ötede çay boyunca şerit gibi uzayan ensiz düzlükte bir-iki köylü, kuvvetli sığırlarla çift sürüyor. Azıklarımızı, itina ile hazırlanmış varlıklı bir sofranın nefis yemeklerinden daha lezzetle atıştırıyoruz. Güneş bugün dehşetli yakıcı... Ve peşimizi bırakmıyor. Çayın söğütlüklerinde beş-on dakika yan gelip istirahat arzusundan kendimi alamadım. Mekkarecimiz efkarlandı. Çift sürenler Durmuş'u tanıdılar. Onlar da yanımıza bağdaşıp karşıki çamlıklara, önümüzdeki Göksun çayına ve gülümseyen şen ve azametli tabiata şan olsun için ve o ahenge uygun düşsün diye, Durmuş'u söyletmeye teşvik ettik. Durmuş zaten hazır imiş. Dağlara doğru yönelip, Erçeneli Hüseyin Tenecioğlu'nun türküsünü, Durmuş kendi dağlı makamı ile söylemeye başladı:
 
Baylar oturur tahtında
Küserim kara bahtıma,
Sabahın nazlı vaktında,
Sada verir, koşan dağlar.
 
Ur keklik öter başında,
Demir keserler taşında,
Güzeller çıkar başına,
Güzel ister, döşün dağlar.
 
Her derenden bir su akar,
Baytarın, sünbülün kokar,
Güzeller başına çıkar,
Güzel ister başın dağlar.
 
Hüseyn'im bilmez amanı,
Kaldır üstünden dumanı,
Saç bağlı, atlas tumanlı,
Güzel ister döşün dağlar.”
 
Bu arada, Durmuş, şiirde geçen baytarın ‘sarı sünbül’ olduğunu söylemeyi de ihmal etmez.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sabri Koz 3 ay önce

Yukarıdaki şiir, 1910'lu ve 1920'li yıllardan beri mahlaslı ya da mahlassız olarak Dadaloğlu Veli adına kayıtlara geçmiştir. Kaynak kişi Durmuş, Tenecioğlu Âşık Hüseyin adına rivayet ederek yeni bir varyant oluşturuyor.
Atılgan ve Özalp dostlarıma teşekkür, Elbistan'ın Sesi ve Mehmet Göçer ağabeyime saygılarımla....

Avatar
Ömer Hakan Özalp 3 ay önce

Fahri hemşehrimiz sayın Sabri Koz üstadıma ilgilerinden ve verdikleri bilgiden dolayı şükranlarımı arzederim.

Avatar
Vatandaş 3 ay önce

Çok güzel bir araştırma olmuş ama,
Büyük Ozan Neşet Ertaş tarafından yorumlanan ve özdeşleşen sözkonusu eserlerin Telif hakkı ile ilgili neden herhangi bir