banner136
 

Her ne kadar, “İnsan sosyal bir varlıktır ve yaşamak için başka insanlara ihtiyaç duyar.” Denilse de, çok zaman şahit oluyoruz ki; söylemler ile eylemler birbirini asla tutmuyor. İnsanlar, olayları kendine özgü algılıyor ve yorumluyor, aynı pencereden bakmıyor. Böyle olunca da zamanla negatif duygular ve aykırı görüşler ortaya çıkıyor.
Hiç yok yere, sen mi güçlüsün, ben mi güçlüyüm? Diyerek lüzumsuz bir tartışmanın içine giriliyor, anlaşmanın, uzlaşmanın, ortak akılda buluşmanın yerine zıtlaşarak, karşısındakini yok sayarak veya dışlayarak bir tutum içinde kendi ego ve arzuları hep ön plana çıkıyor sosyal ilişkilere gölge düşüyor. İşte böyle olunca da güçlü olan kazanıyor, güçsüz olan kaybediyor.
Burada güç temel göstergedir ve ego merkezli bir iletişim tarzıdır.
Hatırlanması gereken şey şu ki;
Kimse kaybetmekten hoşlanmaz. Bilakis kazanmak için mücadele eder.
Bu konuda, Prof. Dr. İsmet Barutcugil diyor ki;
“Hayatı bir yarış olarak görmek ve tüm yaşamı kazanmak için mücadele ederek geçirmek çok sağlıklı bir tutum olmasa da hayat gerçekte bir yarıştır ve sürekli mücadele gerektirir. Hayat oyununda kazananlar ve kaybedenler hep olmuştur, hep olacaktır. Akıllı ve etkili insan kaderini kendi belirleyebilir, yaşam oyununda kendi iplerini elinde tutabilir. Düşüncelerini, sözlerini, eylemlerini, alışkanlıklarını kontrol ederek ve kişiliğini geliştirerek hayattaki rolünü ve sonuçlarını kendi belirleyebilir.
Kazanmaya odaklanır, gerekli cesareti ve çabayı ortaya koyar, kararlılık gösterir ve kazanır.”
Biz insanlar da öyle değil miyiz? Kaybede kaybede öğreniyoruz kazanmayı.
Birbirimizi tutmasını bilmezsek incitebilir, incinebiliriz.
Birazdan anlatacağımız hikâyede olduğu gibi;
İnsanoğlu da narin olur kibrit çöpleri gibi, en ufak darbede kırılabilir.
Tutmayı bilmeliyiz sevdiklerimizi, bir kibrit çöpünü tutmayı bilmek gibi.
Yanımızda, yakınımızda dursun sevdiklerimiz. Tutabildiğimiz kadar tutunabiliriz.
Ateş çıkarır kibrit çöpleri, sürttüğünüzde ateşlenir.
İnsanoğlu da öyledir. En ufak sürtüştüğünde ağzına geleni söyleyiverir.
Ateşlenir, celallenir, öfkelenir. Kendisini de çevresindekileri de yakar kavurur.
Bir kutu kibrit çöpüyüz hayatın değişik noktalarına savrulan.
Kimimiz yakıyor, kimimiz kırılıyoruz. Kendimizi toplayamıyor da toplanmayı bekliyoruz.
Kibrit çöpleri insanların yaşantılarına benzer. Kibrit kutusu da insanın yaşadığı toplumu ifade eder bir bakıma. Bazı kibrit çöpleri vardır bir amaç için yanarlar, kimi bir sigara yakar, kimi bir ocak, kimi boş yere yanıp tükenir hiçbir işe yaramadan. Kimi ise bir ormanı, bir evi, büyük bir alanı yakar kül eder, kendisiyle birlikte.
Kibrit kutusunu açıp baktığınızda hepsi aynı gibi gözükse de birbirinden farklı kibrit çöpleri vardır. Bazıları yanamayacak kadar incedir.
Yakarken kırılır zannedersiniz ama bilir misiniz en iyi onlar yanar. Bazıları da epeyce kalın. Zannedersiniz ki yanınca yeri göğü yakacak, ama yakınca bir bakarsınız foss diye bir ses çıkarır, kendisini bile yakamaz, sadece ucundaki kimyasal madde alev bile almadan kararır. Kimileri eğri büğrüdür ama yine de bir kibrit çöpünden beklenen fonksiyonları eksiksiz yerine getirirler.
Her zaman en üstteki kibrit çöpleri ilk önce yanar. Bir büyüğün çok güzel bir lafı vardır. "Bir ağaçtan binlerce kibrit çöpü çıkar, bir kibrit çöpü bir ormanı yakar."
Yanıp bitme hayatın bitmesi gibidir, ucundan başlar yavaş yavaş, dibine doğru sonunda kapkara bir şey kalır.
İste insan yaşamı da bu kibrit çöplerine benzer. Kimi insanlar vardır kötü işler yaparlar, orman yakma misali. Kimi insanlar vardır kendinden beklenileni asla yerine getiremezler, kalın kibrit çöpü gibi kendi kendilerini yok eder giderler. Kimi insanlar vardır bir lambanın fitilini yakarlar kendileri yok olup gitse de ışığı kalır. Eğri ve kırık kibrit çöpleri gibi sakat insanlar vardır aramızda yaşayan, onları şekilleriyle değil işlevleriyle değerlendirmeliyiz, neyi yaktığına bakmalıyız.
Kibrit kutuları içinde yaşanılan topluma benzer; ıslak bir kutudaki kibriti istediğin kadar uğraş yakamazsın, demek ki içinde yaşanılan toplum insanı istemese de çok etkiler. Bazı kibrit çöpleri de aykırı insanları ifade eder, tüm kibrit çöpleri aynı yöne bakarken onlar tam tersine bakar kutuda.
Kutu açıldığında ilk önce onlar göze çarpar ve herkesten önce yanarlar.
Aykırılık başa beladır. Bazı kibrit çöpleri birbirine yapışmıştır, dikkat ederseniz onlar da kafadar insanlar gibidirler, biri yanınca diğeri de yanar. Ama en tehlikelisi kendiyle birlikte kutuyu da yakan kibrit çöpleridir. İçinde bulundukları toplumu çökertirler. Bazı kibrit çöplerinin ucunda kimyasal maddesi yoktur, ne yaparsa yapsınlar yanamazlar.
Toplumun içerisinde ot gibi yaşar giderler. Toplum nereye onlar oraya.
Bu yazıdan sonra asıl sorulması gereken soru şudur: “Biz hangi kibrit çöpüyüz?”
  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şevket kara 1 hafta önce

Biz işimize nasıl gelirse karşımızdakıni düşünmeyiz kendimizin işine nasıl gelirse öyle davranırız

Avatar
Ali gül GÜNEŞLİ 6 gün önce

Sayın Yılmaz,
Büyük ders niteliğinde olan bu yazınız için çok teşekkür eder saygılar sunarım. Kaleminize sağlık.

Avatar
M.Emin ELAGÖZ 3 gün önce

Aydınlatıcı açıklamalarla güzel bir düşünceye sevk ettin. Gönlüne sağlık. Selam ve sevgiler...