banner136
Hazırlayan : Doğan Soydan
Röportaj : Âlim Başaran

Yaşasın Cumhuriyet:

Bir gün eşkıya dağlara kaçtı. Jandarma onları bir bir yakalayıp kesilmiş başlarını sırıklara takarak hükümet konağının önüne dizdiler. Bizim mahallenin eşkıyası Şahin Ağa’nın başı da onlar arasında idi. Meğer o gün cumhuriyet ilân edilmiş. Kaymakam ve öteki yetkililer görevlerinin başına dönmüşler. O günden sonra artık sabahları “Yaşasın Cumhuriyet” diye bağırmaya başladık; Cumhuriyetin nasıl bir adam olduğunu bilmeden…
Ben dördüncü sınıfa geçince annem çarşafını giydi. Elimden tutarak beni Mahalle Mektebi’nin devamı olan, uzaktaki Mekteb-i İbtidai’ye kaydettirdi. O zaman okullarda okul numarası çocuğun başarısına göre; -1- numara da en başarılı çocuğa verilirdi. Ben oraya gitmeden önce -1- numara bir ağa çocuğuna verilmiş. Başarılı olduğu için değil ağa çocuğu olduğu için… 10-15 gün geçtikten sonra en başarı öğrenci ben olduğum için okul yönetimi -1- numarayı ondan alıp bana verdi. -1- numara bana verildi diye, ağa çocuğunun çetesi her gün okuldan çıkınca beni döverdi. Ben de anneme söyleyeme korkardım, beni okula göndermez diye.
Bir gün, yüzüm gözüm morarmış halde eve gittim. Annem sordu, üsteledi, anlatmak zorunda kaldım. Sonra annem okula, başöğretmene şikâyete gitti. Başöğretmen, “Bir şey yapamayız, çünkü onlar ağa çocukları” demiş. Ondan sonra annem beni tekrar Güneşli Mektep’e getirdi. Böylece 3. sınıfı bir kez daha okudum.

Müdür Bey

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak çok zor koşullarda büyüdüğüm için öğrenciliğimde çok ciddi idim. Evin geçimiyle de ilgilenmek zorunda olduğumdan evi nasıl geçindireceğimi çok ciddi olarak düşünürdüm. Bu ciddiliğimden dolayı ilkokuldaki arkadaşlarım bana “Müdür bey” diye ad takmışlardı. Ben, kendi kendini yetiştirmiş biriyim. Kendi kendini yetiştirmenin yolu düşünmeyle başlar. Bana göre eğitim, düşünmedir; öğrenme de, düşünmeyi öğrenmedir.

Elbistan’dan Adana’ya Yol Gider mi?

Mekteb-i İptidai’yi bitirince ilkokula gitmek istiyordum. Ancak Elbistan’da daha üst bir okul yoktu. En yakın okul Maraş’ta, parasız yatılı okullar da Adana’da bulunuyordu. O sıralar tren Elbistan’dan geçmez, bu nedenle Maraş’a hayvanlarla gidilirdi. Oralara gidecek param yoktu. Annem ve amcam beni mekkâre başına götürdüler. “Bu çocuk okumak için Maraş’a gitmek istiyor, ama parası yok,” dediler. Mekkâre, Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at, deve, katır gibi hayvanlara verilen addır. Bu amaçla ücret karşılığı kiralanan yük hayvanına da mekkâre denirdi. Mekkâre başı, “Madem okumaya gidiyormuş, ben götürürüm,” dedi.
Yol dört gün sürdü. Şimdiki gibi otel yoktu, hanlar vardı. Hanların giriş katında yük hayvanları barındırılır, üst katında da yolcular yatardı. Tuz Hanı’ndı kaldık. Oradan da Adana’ya gidecektim. Yola çıkmadan önce amcam cebime üç gümüş mecidiye koymuştu. Mecidiye, Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış, 20 kuruş değerindeki gümüş sikke idi. Amcamın verdiği parayla önce bir vasıtayla Fevzipaşa’ya, oradan da trenle Adana’ya gittim.

Mühendis Olmak İstiyordum Öğretmen Oldum

Adana’ya giderken parasız yatılı lise sınavına girmeyi, liseyi bitirince de mühendis mektebine gidip mühendis olmayı düşünüyordum. Yatılı lise sınavını kazanacağımdan da emindim. O zaman Adana’da da otel yoktu. Bir hana gittim. Derdimi anlattım hancıya; kabul etti. Sonra, lise müdürüne gidip sınava girmek istediğimi söyledim. O da, “Daha bakanlıktan emir gelmedi. Ama sen her gün gel, görün, geldiyse söylerim sana, sınava girersin,” dedi. Her gün gidip kapıdan kendimi gösteriyordum. Müdür, “Gelmedi,” diyordu.
Bir gün okula gittiğimde müdür, “Yazı geldi. Ama bu sene sınav açılmayacakmış” dedi. Bu sırada dışarıda bekleyen bir arkadaşım vardı. O, daha önce sınavla öğretmen okuluna girmişti. “Gel, bizim okula gidelim. Orada iyi bir müdür yardımcısı var, sana yardım eder, seni belki okula alır” dedi. Otobüs de yok o zaman Adana’da. At arabaları, faytonlar filan var. Yürüyerek gittik o okula… Okulun müdürü ünlü şair Ali Ulvi Elöve, yardımcısı da Halit Ziya Kalkancı idi. Müdür yardımcısının odasının kapısını vurdum, girdim. Derdimi anlatıp, “Ben bu okula girmek istiyorum” dedim. Müdür yardımcısı, “Ama oğlum biz imtihan yaptık, çocuklarımızı aldık, seni almama imkân yok” dedi.
Ancak konuşma ve davranışlarımla üzerinde olumlu bir etki bırakmış olmalıyım ki, biraz düşündükten sonra, “Bak oğlum, senin için bir şey düşünüyorum. Bunu hiç kimse düşünmez. Bakanlığa bir tel çekeceğim. ‘Böyle bir çocuk var. Okula girmek istiyor. Eğer izin verirseniz tek başına imtihan edelim, kazanırsa okula alalım,’ diyeceğim. Cevap gelinceye kadar sen bu okulda yatıp kalkacak, yiyip içeceksin,” dedi. Buna çok sevindim.
On beş gün sonra cevap gelmiş. Yapılan sınavı kazandım. Girdikten sonra öğretmen okulunu çok sevdim. O zamanlar öğrencilere, “Efendi” diye hitap edilirdi. Bu okulda öğretmeler bana da, “Hüsnü Efendi,” diye hitap ederlerdi. Bu okulun öğrenim süresi beş yıldı.
Beşinci sınıfa geçtiğim yıl, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün öğrenci alacağını duyduk ve öğretmen okulunu bitirmeden Ankara’ya gittik. O tarihte Gazi Eğitim Enstitüsü’nün öğrenim süresi, iki yılı hazırlık olmak üzere dört yıldı. Öğretmen okulunu bitirmeden o okulun giriş sınavına almıyorlardı.
İnsan hayatında “girişim” çok önemli. Biz bir girişimde bulunduk, öğretmen okulunu bitirmeden pedagoji bölümü sınavlarına girme hakkını elde edip sınavı kanarak bu bölümde okumaya başladık.
Bu enstitüyü Atatürk kurmuştu. Bu nedenle, buraya çok önem verilir, en iyi öğretmenler buraya atanırdı. Bilindiği gibi 1848’de öğretmen yetiştirme işi medresenin dışında, öğretmen okullarında yapılmaya başladı. Bu çok önemli bir olaydı. Gazi Eğitim Enstitüsü de öğretmen yetiştirme sistemimizin bir devamı olarak kurulmuştu. Önce Konya’da açılmış, sonra da Ankara’ya taşınmıştı. Ulus’taki Öğretmen Okulu binasında öğretim yapılıyordu. Daha sonra Atatürk’ün direktifiyle yapılan yeni binaya taşındık.
Bilimselliğe ve bilimsel yönteme yöneliş, ilk büyük eğitim kuruluşu olan bu enstitünün devrimci, özgün kişiliğinde gerçekleşmiştir. Gazi Eğitim Enstitüsü, bir öğretmen okulu olmanın ötesinde Cumhuriyetin kuruluş yıllarının atölyesi oldu.

Devlet Parasız Yatılı Okulları Olmasaydı

Ülkemizin koşulları açısından öğretimin parasız olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ben 12 yaşından sonra 13 yıl devlet okullarında parasız yatılı okudum. Yemem, içmem, elbise vb. dahil. O devir, büyük hizmetler dönemiydi. Eğer ortaokul, lise ve yüksekokul öğrenimi paralı olsaydı ben ve arkadaşlarım okuyamazdık. Memleketimiz uzun süre Atatürk döneminin bu şekilde yetiştirdiği insanlarla yönetildi.

Öğretmenlik Yapmadan Müfettiş Olunmaz

Gazi Eğitim Enstitüsünün Pedagoji bölümü, ilköğretim müfettişi yetiştirmek için kurulmuştu. Bu nedenle mezun olunca bizi ilköğretim müfettişi olarak tayin ettiler. Ben arkadaşlarıma, “Bu işte bir yanlışlık var. Biz, ilkokulda öğretmenlik yapmadık. Öğretmenlik yapmadan müfettiş olursak, başarısız oluruz,” dedim. Bir hafta tartıştık, sonunda onları ikna ettim. Birlikte Bakanlığa gidip Genel Müdür Reşat Şemsettin Sirer’e, “Bizi yanlış tayin ettiniz. Biz hiç öğretmenlik yapmadık. Bizi önce öğretmen olarak tayin edin. Başarılı olursak, sonra müfettiş olarak tayin edersiniz” dedik. Genel Müdür bizim bu isteğimize şaşırdı. “Ama sizi müfettiş olarak tayin edersek 25, öğretmen olarak tayin edersek 16 lira alacaksınız,” dedi. “Olsun, biz buna razıyız, siz bizi öğretmen olarak tayin edin” dedim. Bu davranışımız o gün için büyük fedakârlıktı. Çünkü biz ilkokul öğretmeni olmakla 25 lira tepiyorduk. Sonunda o da ikna oldu ve bizi tebrik etti. Böylece ben, 1932 yılında Isparta’nın Yalvaç ilçesi Alemdar İlkokulu Başöğretmenliğine atandım. Altı ay sonra da, Şarkîkaraağaç Maarif Memurluğuna getirildim.
SON-

- NOT: Bu röportajın tamamı 32 sayfadır. 12. Sayfadan sonraki bölümler ülkenin genel eğitimi konularıyla ilgilidir. Elbistan’la ilgili bölümler yayımlanmakla yetinilmiştir.






 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Halil 3 ay önce

Sayın Doğan Soydan emeğinize sağlık yazının diğer kısmı ülkenin genel eğitimi ile ilgilide olsa lütfen yayımlar mısiniz. Teşekkürler

Avatar
Fatih 3 ay önce

Samimi,içten ,sistemi bilen,birisi ile yapılmış bir görüşme...
Kalan kısımları da elbistani ilgilendirmiyor da ne demek,Elbistan bu ülkenin bir şehri degilmi...
Tahminimce eleştiri ağırlıklı olduğu için yayınlamaktan vazgectiniz..
Ama böyle bir bilgi birikimini halktan saklamanız ,hele bir eğitim ciye hiç yakışmamış....