Sohbet ederken, öğüt verirken hatta bazen hakaret ederken atasözlerini kullanırız. Atasözleri; uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikteki sözlerdir. Hollandalılar, “Atasözleri deneyimlerin kızlarıdır” derler.

Atasözleri kökleri bazen geçmişteki bir hayat deneyimine bazen de geçmişteki ünlü şairlerin dizelerine, bilge insanların sözlerine ya da dini kurallara dayanır.

Konuşurken sık sık başvurduğumuz atasözlerini zaman zaman eleştirerek atasözü değil, birbiriyle çelişik hata sözü olarak değerlendirdiğimiz olur. Aslında bir söz belli bir zamanda, belli bir yerde, belli bir ilişki düzeyinde söylenmiştir. Ancak başka bir zamana, kişiye ve ilişkiye uyarladığınızda söz doğruluğunu kaybedebilir. Örneğin “Söz gümüş ise sükut altındır” sözü öfkeli iken başvurulması gereken bir hal için söylenmiş olmasına rağmen sanki her zaman geçerli olacak bir gerçekmiş gibi söylendiğinde yanlış olmaktadır. Bu durum konuşmayan, edilgen, suskun bir toplumu oluşturmaya yarar.

Bazı atasözleri söylendiği dönemde toplumun yapısına ve algısına uygunken, insanlığın gelişimi ve kültürün değişimi sonrasında sözler yanlış hale gelmiştir. “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar.” “Kadının saçı uzun aklı kısadır.” “Kadının sırtını sopadan, karnını sıpadan eksik etmeyeceksin.” “Pire itte, bit yiğitte bulunur.” “Helal para ile yağlı pilav yenmez.” Artık çağımızda bu sözleri atasözü olarak görmek yanlıştır. Çünkü atasözünü hep olumlu bir mesaj olarak algılıyoruz. Bu sözleri doğru olarak algıladığımızda bilinçaltımıza yanlış doneler, virüslü dosyalar yerleşmiş olur ve toplumsal düzeyde telafisi mümkün olamayan hasarlar oluşturur.

Bazı atasözleri insan doğasının gerçeğine dayanıyor. Bir durum tespiti anlamında, geçmişte ve günümüzde aynı gerçekliği taşıyor. Örneğin, sırtını birine dayayanlar için, “Adamın adamı vardır büyüdükçe koç olur; adamın adamı yoktur büyüdükçe hiç olur.” Hayatta her istediğimizin gönlümüze göre olmayacağını belirten, “Ben isterim eli divitli, beni ister başı bitli.” “Görünür alanda Müslüman, ama fırsat bulduğu yerde her türlü kirli işi yapar anlamında “Bizim hacı haram yemez, hamama gider bohça çalar.” Göründüğün gibi ol, insanları aldatma anlamında, “Çadırda yatıp çarşıda bey olma.” Ele güvenip işe girersen sonucuna, zararına el karışmaz. Anlamında “El insanın düşünü azdırır da suyunu kızdırmaz” atasözleri hep bir durum tespiti anlamında bize yol gösterir.

Yaşlılık, dert çekme, kaygılı olma, faydalı olma, güzel ve doğru söz söyleme gibi hususlar atasözlerinde yol gösterici öğüt şeklinde kendini gösterir. Yaşlı kişi artık genç olamayacağını ve genç gibi davranamayacağını bilir. Onun için “ Bundan sonra at olup da kuyruk sağlayacak değiliz ya.” diyerek durum belirtir. Kişilerin dertlerini söyleyip söylememe hususundaki kaygıları atasözünde,“. “Ele desen dört olur, içine atsan dert olur. ”şeklinde ifadesini bulur. Her durumdan kötü ve kaygılı durum çıkaranlar için atasözünde, “Havada bulut görse tepesine dolu yağacak sanır. “ ifadesi yer alır. Görünüşte iyi ama gerçekte kimseye faydası olmayan kişiler için, “İyisin hassın, kalaylı tassın, ama su içmeye yaramazsın.” atasözü açıklık getirir. Zenginlerin zenginliği arttıkça cimrileştiği, “Malı artanın tamahı artar.” atasözüyle ifade edilir. Sevilmeyen kişinin her hareketinin insana batacağı, “Sevilmedik kişinin selamı yanlış gelir.” sözüyle açıklık kazanır. Kimse başına bir bela gelsin istemez. Bela gelir onu bulur anlamında ““Kuş taşa değmez, taş kuşa değer.” denilir.

Bir şeyi düşünerek söylemenin önemi, “Laf dokuz boğumlu gırtlaktan çıkar, sekizini yut birini söyle. ”şeklinde ifade edilir. Güzel sözün kıymeti ise atasözünde, “İyi söz gönlün yaylası, kötü söz başın belası.” şeklinde yer alır.

Bazı atasözleri de vardır. Eskide kalmış bir hayat tarzının sonucunu bize söyler. Ama artık o şartları kişiler bilmediği için söz tam anlaşılmaz. Örneğin, “Önüm kavurga kavurur, arkam harman savurur.” sözü. Eskiden evin ortasında küçük tandırımsı bir çukur bulunurdu. Üstüne ayakları kısa bir masa konurdu. Buna kürsü denirdi. Kürsünün üstüne yorgan konurdu. Kişiler ayaklarını o tandırımsı çukura uzatır. Yorganı üstlerine çekerlerdi. Kişinin ön tarafı ve ayakları ısınır ama arkası soğukta kalırdı. İşte bu nedenle ““Önüm kavurga kavurur, arkam harman savurur.” Sözü o dönemlere ait bir sözdür. Şimdiki nesil bunu bilemez ve anlayamaz.

Atasözlerini değerlendirirken hangi zamanda, hangi mekanda, hangi şartlarda ve ilişki biçiminde söylenmiştir ona göre değerlendirilmelidir. Yoksa her atasözünü alıp her yerde geçerli formül gibi düşünmek bizi yanlışlara götürür.

Atasözlerini anlamlarını, hikayelerini öğrenmek aynı zamanda geçmişin sosyal, psikolojik, kültürel yapısını da öğrenmemizi sağlar. Değişmeyen insan doğasıyla ilgili sözler hala geçerliliğini koruyarak bize yol gösterir.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
M.Emin ELAGÖZ 3 ay önce

Ata sözlerin de güncellenmesi üzerine yazdığın yazı gayet güzel oldu. Yüreğine sağlık. Her olay yaşandığı zamana göre değerlendirilmeli.Selam,sevgi ve saygılar....

banner124

banner116

banner119