Gadasını aldığım, yoluna kurban olduğum; günlük telaşeden mektubuna cevabı geciktirdim, kusurumu bağışla. Babaannem, yazıp da gönderemediği, anneminse kim bilir kaç senedir özenle sakladığı mektubuna şöyle devam ediyordu.
 
Ancak gecenin bir yarısında bu fırsatı bulabildim. Seni ihmal ettiğimi düşünüp hemen öyle yüzünü gölgeleme ne olur. Benimki ihmal sayılmaz.
 
Her sabah namazı sonrasında duamı uzun tutuyorum. Bu necip milletin asil evlatları küffara karşı galip gelsin diye dudaklarım kuruyana kadar yalvarıyorum.
 
Bu arada gün ağarmış oluyor. Ahıra girip inekleri sağıyor, altlarını temizledikten sonra yemleyip suluyorum. Çocuklarda anca kalkmış oluyor.
 
Ocağın külleri arasından seçtiğim közlere üfüre üfüre tezekleri tutuşturuyorum.
                      
Hüseyin’im;  
 
Bu ocak yakma işi de az zamanımı almıyor hani. Genelde tarhana çorbası pişiriyorum sabahları. Tarhana çorbası ve darıdan yaptığımız bazlamayla karnımızı doyurmamızın ardından, ev halkı yapması gereken işin başına geçiyor. Haa, unutmadan diyeyim babası, sen giderken yeni yeni yürüyen Mahmut’un camiye Kur’an öğrenmeye gidiyor. Hatta Fakı; “sen bu gün yarın amme cüzüne geçersin, ana’na söyle hediyemizi unutmasın” demiş.
 
Hüseyin’im, bu sene öyle bir kış oldu ki, sorma gitsin. İki günün birine dam kürüdüm. Her damı kürümeye çıkışımda da aklıma gelin geldiğim ilk yıldaki kış geliyor.
 
Yine böyle çok kar yağmıştı o sene. Namazdan sonra sen kar kürümeye çıkarken ben de, yardım edeyim diye düşünmüş;
 
“Sen kürü, ben de ardın sıra süpürgeyle süpüreyim” dediğimde;
 
“Olmaz hanım. Kar kürüme işi erkek işi” diye öfkeyle naz arasında yamacımda dikilişin geliyor gözümün önüne.
 
Ne yalan söyleyeyim, o gün yüzüne diyemesem de içimden seni takdir etmiş, gözümde bir kat daha büyütmüştüm.
 
İdarenin lip lip eden alevi evdeki her şeyin gölgesini bir büyütüyor, bir küçültüyor. Bu durum benim ümidime tercüman oluyor. Sen Şam cephesinden geldiğinde artık ayrılık olmayacak sanmıştım, ümidim yarınları kuşatmıştı. Düşmanın Çanakkale’yi geçmek için zorladığı gün senin gösterdiğin telaşı görmüştüm, işte o an ümidim kısalmıştı.
 
Cepheden gelen haberler ümidimi tekrar yeşertiyor. Bunu da bilmiş ol.
Evladının başına kına yakarak cepheye yollayan analar var olduğu sürece bu vatan toprağı var olacaktır.
 
Geçenlerde Yapalaklı Aziz, anasına bir mektup yollamış. Mektubunda senden de bahsetmiş, çok gayretli olduğundan, gözünü daldan budaktan esirgemediğinden ötürü adının Deli Hüseyin’e çıktığını yazmış.
 
Ben de bu yazdıkları hakkında daha fazla malumat almak için Gülendam bacıyı ziyarete gittim. Hatırlaştıktan sonra söz döndü dolaştı mektuba geldi. Gülendam bacı, “Senin Hüseyin’le biz de gurur duyduk Emine” deyince yüreğim kalak kalak yağ bağladı ne yalan söyleyim.
 
Pencerenin perdesini biraz aralayarak dışarı bakıyorum…
Hava ayaz. Gökyüzü yıldızlarla bezeli. Birbirinden uzak duran yıldızları tek tek süzerken, küme küme olan yıldızlara gözüm kayıyor. Gönül dünyamda her biri bir şeye karşılık geliyor. Ayrı duran yıldızlar bir birine hasret sevdalıları, küme küme olan yıldızlar aynı amaç etrafında toplananlar ise gâhî cephede asker oluyor, gâhî cepheye mektup yazan yavuklu oluyor. Dedim ya onlara ne mana yüklersem o oluyorlar.
 
Aklıma senin şu an nöbette olduğun geliyor. Kim bilir belki de sen şu an nöbet tutuyorsun ve başını göğe çevirdiğinde aynı yıldıza bakıyoruzdur. Seninle aynı yıldızı seyrettiğimi düşünmek bile beni heyecanlandırıyor, işin aslına bakarsan seninle mesafelere inat; aynı yere bakacak kadar yakın olduğumuz hissine kapılıyorum. Bir ara rüzgârın güzden kalma bir yaprağı karın üzerinde sürükleyişi dikkatimi çekiyor. O an kaskatı kesiliyorum. Olmaz olasıca düşmanın vatanımızı kan ve gözyaşına gark edişi aklıma düşüyor, rüzgâra direnen fakat savrulmaktan kurtulamayan yaprak misali bedenlerden akan kanlar şu an dışarı baktığım penceremin camına damlıyor sanki. İç çekiyorum. Nefesimden nemlenen camın ısısı arttıkça domur domur su zerrecikleri damlayan kanları yıkıyor. Benim bu dediğim hayal mahsulü olsa da, yedi düvelden gelerek vatanımızın üzerine çullanan gözü dönmüş caniler karşısında senin gibi deli Hüseyinlere iş düşüyor. Sizler son nefesinizi verene kadar gayret etmelisisiniz. Etmelisiniz ki vatanımızın ufkunu karartan gölgeler dağılsın, yürekleri üşüten buzlar erisin.
 
Dün değil evvelsi gün çocuklar arkadaşlarına senin nasıl bir kahraman olduğunu anlatırlarken kulak misafiri oldum. İşin doğrusu benim de göğsüm kabardı. Çocukların bu durumunu anana anlattım. “O, babasının oğlu, Galiçya’da düşman cephaneliğini tek başına havaya uçuran babanın oğludur o” dedi. Bunları söylerken de gözlerini gökyüzüne çevirdi. Anan da yıldızlara bakarak gönlünün ateşini mi söndürüyordu, yoksa bulutlanan gözlerinin vakitsiz yağmasının önüne geçerek bizim hüzünlenmemizi mi istemiyordu tam anlamış değilim.
 
Anan her gün seninle alakalı bir rüya görüyor.
 
En son gördüğü rüyada; sen bir bahçede geziniyormuşsun. Bahçedeki her şey, seni selamlamak için bel kırarak rükû halini alıyormuş. Nerden geldiğini bilemediği bir ses, “bu bahçeyi şereflendiren Hüseyin adına altından ırmaklar akan, bir kerpici gümüş, bir kerpici altın, harcı keskin kokulu misk, döşemesi inci ve yakut yeni bir konak yapıldı” demiş.
Doğrusu Yapalaklı Aziz’in mektubunda anlattığı Deli Hüseyin’in gösterdiği kahramanlığı düşününce, ananın rüyasındaki bu konağı, en çok sen ve senin gibilerin hak ettiğini düşünüyorum.
 
İdarenin alevi iyice küçüldü. Ha söndü ha sönecek…
Buradan yazacaklarım şimdilik bu kadar. Gelecek mektupta buluşuncaya kadar Allah’a emanet ol. Allah yar ve yardımcın olsun.
 
Fî 20 Kanun-u evvel sene 1330 (02 Ocak 1915)
 
Can yoldaşın Emine
 
       Uzun kış gecelerinde hemen her akşam annemden kahramanlık hatıralarını dinleyerek büyüdüğüm sevgili dedeciğim:
       Babaannem senin dönmeyeceğini anladığında “yolu Çanakkale’ye düşen olursa Hüseyinim’e selamımı söylesin” dermiş her gördüğüne. Ben de seni ziyarete gelirken annem, babaannemin bu vasiyetini hatırlattı. Babaannemin sana çok selamı var.
       Senin gibi bir dedenin torunu olmanın her daim haklı gururunu yaşadım. Sizlerin gösterdiği fedakârlık ve cesareti tarih kendi sayfalarına iftiharla kaydetti. Dünyanın en gelişmiş silahlarıyla donatılan o yenilgi yüzü görmemiş ordular, Türk’ün azim ve kararlığı karşısında nasıl da köpük gibi eriyip, geldikleri gibi gerisin geri gitmek zorunda kaldılar. Sizin gibi Deli Hüseyinlerin, düğüne gider gibi ölüme gidenlerin şahitleridir o kaçıp gidenler.
 
Düşman tarafından yapılan her taarruzun sizler için nasıl bir ölüm kalım anını işaret ettiğini, siz yaralı düşman askerini ateş hattından sırtlayıp çekerken sırtındaki askerin arkadaşları tarafından açılan ateşle nasıl vurulduğunuzu anlattı bizi gezdiren rehber. Dinlerken gözlerim yaşardı, hıçkırıklarla ağlamamak için kendimi zor tuttum.
 
Emperyalist güçler tarafından kandırılan, yurtlarından toplanarak ne için savaşacaklarını dahi bilmeden buralara kadar getirilen bu insanların, sağlığına kavuşarak ailesinin yanına dönmesini arzu etmeni, hatta kendini tehlikeye atarak onları kurtarmaya çalışmanı ben bu günden bakınca da anlıyorum. Ama seni arkandan vuranlar, onlar seni ne dün anladılar ne de bu gün.
 
Onların vicdanında o günde yerin yoktu bu günde.
Dedeciğim:
 
     Babaannem vefat edene kadar, her sofra kurulduğunda senin içinde bir tabak konuyordu sofraya. Yıllardır  bu konan tabak boş gelip boş gitti. Benim için konan tabağın dolu gelip boş gitmesi, her yönden düşmandan daha üstün olmama bağlı, çok şükür bunun gerektiğinin şuurundayım. Ve ben, düşmana arkamı dönmemeyi seni arkadan vuranlardan öğrendim.
 
Sen, oğlun Mahmud’un oğluna sadece cennetten bir parça olan bu vatanı bırakmadın. Tertemiz bir mazinin yanı sıra, şartlar her ne olursa olsun insan insandır ve her insanın bir bekleyeni vardır bilincini bıraktın. Senin bir başka insanı yaşatmak için öldüğünü duyduğumda hissettiğim o tarifsiz gururu, ben de çocuklarıma yaşatacağıma dair kendi kendime söz verdim.
 
Babaannem ölene kadar yola bakmayı bırakmamış. Uzaktan gördüğü her karaltının sen olmadığını anlayınca “bu gelen de Hüseyinim değilmiş” dermiş.
 
Babaanneme sağ salim kavuşamadın amma bizlere şahsı manevinle kavuştun…
 
Kanın düştü toprağa gül kokarmış terinde
Ya senle olsa idim, ya da senin yerinde
 
Seni çok seviyorum dedeciğim. Sen rahat uyu…
Torunun Mahmutoğlu Mehmet
 
ÇANAKKALE
 
Çanakkale tarihte unutulmaz yapraktır
Dünyanın kaderini değiştiren topraktır.
 
Armada yüklenirken boğazın sularından
Bilmiyordu aşılmaz imanın duvarından
 
Deniz ateş kusarken ayaklandı tabyalar
O günün şahididir kan damlayan kayalar.
 
Kaç canımız olsaydı onu orda verirdik
En güçlü ordu değil kim gelse devirirdik.
 
On sekiz Mart gelmişti her dilden kalabalık
Her renk temsil edilmiş, şahit, denizde balık.
 
Akıllar dona kaldı donmadı koca Seyit
Allahuekber lafzı dudaklarda tek beyit.
 
İşgale gelmişlerdi yurdumu karış karış
Sağ kalmak manasızdı ölüme ettik yarış.
 
Çekinmedik heybetli geminin gövdesinden
Her gölge küçük kaldı insanın gölgesinden.
 
Vatan için aklımı yitiririm uslanmam
Düştüğüm yer yanmalı o yanmadan ben yanmam.
 
Kim aklına getirir kim bahseder korkmaktan
Parçalanmış Mehmet’im vazgeçmemiş topraktan.
 
Kaç asır yüklendiğim tarihi taşıyorum
Ebedi mutluluğu ölümle yaşıyorum.
 
Zamanı harcayamam yerli-yersiz var-yokta
Şehitlik payesidir rütbemdeki son nokta.
 
Boğmak için gelenler kanlarında boğuldu
Bu millet yitiğini Çanakkale’de buldu
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Gözükara 3 ay önce

Emmim oğlu kalemine ve emeğine sağlık.Allah o günleri bir daha göstermesin.Bu necip milleti o ruhtan koparmasın ve birlik beraberliğimizi bozdurmasın,ve son söz olarak ta. Hainler ÇANAKKALEYİ VE BU NECİP MİLLETİN ECDADININ YOLUNDA OLDUĞUNU unutmasın.Rabbım sonumuzu hayır eylesin.Amin.

Avatar
Mehmet Gözükara 3 ay önce

Türk milleti tarihe renk-şekil verdi geçti
Vatan için kanını toprağa serdi geçti
Sefa nedir cefa ne tümünü gördü geçti
Sadece destanlardan biridir Çanakkale

Avatar
Celalettin Arslan 3 ay önce

Okurken ağlamamak elde değil hocam. Bu milletin hakkını nasıl öderiz biz?
Kaleminiz daim olsun...

Avatar
Oğuz Paköz 2 ay önce

Güzel bir yazı. Gönlüne kalemine sağlık.

banner86

banner1

banner27

banner57