İletişimin önemli bir unsuru anlaşılmaktır. Anlatmak kendi elinizde ama anlaşılmak her zaman kendi elinizde değildir. Çünkü insanlar hakkında onların diplomalarına, konumlarına göre, yaşlarına göre varsayımlarımız ya da ön kabullerimiz var. Örneğin kişi avukat, belli bir eğitim ve kültür seviyesinde kabul ediyorsunuz. Ama kişi sadece ders kitaplarıyla yetişmiş, dadısından başka kimseyi tanımamış çocuklar gibi. Bir söz söylüyorsunuz. Sözün bağlamını kavramıyor. Sürekli dipnotlu, şerhli konuşmak zorunda kalıyorsunuz.
Anlaşılmamak gerçekten insanı yalnızlaştıran hatta için için öfkelendiren bir durumdur. Eskiden İran’da âlimleri cezalandırırken bir hücreye kapatır yanına da iki cahil koyarlarmış. Eğer âlim yalnız kalırsa düşünceleriyle, hayalleriyle mutlu olabilir diye uygulamayı bu şekilde yapmışlar. . Bu uygulamanın temel mantığı, âlim cahillere konuşmak isteyecek fakat onlar tarafından anlaşılmayacak bu durumda hem âlimin konsantresi bozulacak hem de mutsuz olacak düşüncesi imiş. Literatürde bu uygulamaya Acem işkencesi ismini vermişler.
Günlük hayatta eğer çok okuyor düşünüyor, kelime hazinen genişse Acem işkencesi çekmen kaçınılmaz oluyor. Anooshirvan Miandji, “200 kelime ile düşünen birisi, 2000 kelime ile düşünen birisini anlayamaz.”
İletişimdeki gönderici ile alıcı arasında yer alan ileti(mesaj) nin doğru algılanması için iki tarafın kelimeleri kavramları doğru bilmesi gerekir. Ayrıca ileti mizahi amaçla mı söylenmiş, iltifat amacıyla mı söylenmiş, bir durum tespiti anlamında mı söylenmiş gibi sözün maksadını kavrayacak bir sosyal zekâ olması gerekir ki doğru iletişim kurulsun.
Kişilerin önyargıları olursa sizin masum bir sözünüz karşı tarafın suçlamasına yol açabilir.
Komünizm Rusya’sında bir mahkûm diğerine sorar:
-Neden buraya düştün?
-Bilmiyorum ama galiba politikmiş.
-Nasıl bilmiyorsun?
-Ben su tesisatçısıyım. Beni bir resmi dairenin tesisatını tamir etmeye götürdüler. Bütün sistem değişmeli, dedim. Buraya tıktılar.
Genellikle insanlar karşılarındaki kişiyi algılarken kendi nasıl düşünüyor ve algılıyorsa karşıyı da öyle algılar.
İki görme engelli köfte yerken biri diğerine;
-Niye ikişer ikişer yiyorsun köfteleri, diyor.
Diğeri,
-Beni görmüyorsun ki nereden biliyorsun benim ikişer ikişer köfte yediğimi.
Birinci görme engelli cevaplıyor:
-Çünkü ben öyle yapıyorum.
Dinlemek ve anlamak bir kültür işidir. Kültürel derinliği farklı olanların birbirini anlaması zordur.
Günün birinde beyaz adam Kızılderili’ye sorar:
-Artık biz de bu kıtada yaşıyoruz. Neden bu toprakları bizimle paylaşmak istemiyorsunuz?
-Sizler toprakla konuşmuyor ona hükmetmeye çalışıyorsunuz. Hükmedersen dinlemezsin, dinlemediğini anlamazsın, anlamadığını bilmezsin, bilmediğinden korkarsın, korktuğunu yok edersin…
William Shakespeare’den mülhem bir sözle bitirelim. “Anlaşılmak ya da anlaşılmamak işte bütün mesele bu!”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner110