İ.Ü. Fakültesi’nde öğrenci olduğum yıllardı. Birinci sınıftan, yani meslek dersleri        başladıktan sonra yaz tatillerinde staj yapılırdı. Staj yapacağımız bölge müdürlüklerini biz, İşletme Müdürlüklerini ve İşletme Şefliklerini de Bölge Müdürlükleri ihtiyaca göre belirlerdi. Biz öğrenciler için çok önemliydi bu stajlar. Hem tecrübeli ağabeylerimizin yanında mesleği öğrenir, hem de okul harçlığı biriktirirdik. Gündeliğimiz otuz liraydı ve o yıllarda da iyi paraydı. İsteyen otuz günlük mecburi stajını tamamladıktan sonra  ihtiyari staja devam eder, daha fala harçlık biriktirebilirdi. O yıllara kadar Orman Fakültesi bir tane olduğu için 4-5 yıllık dönem arkadaşları bir birimizi tanırdık. İşletme şefleri de genellikle bizden bir kaç yıl önce mezun olan arkadaşlarımız olurdu. Bizler de tanıdık birinin yanında çalışmaya gayret ederdik. Çünkü bu ağabeylerimiz de bizim geçtiğimiz yollardan geçmişlerdi. Para harcamayalım diye evlerimize yollayanlar olduğu gibi, bir şeyler öğrenelim diye buna müsaade etmeyip staj boyunca beraber çalıştıranlar da olurdu.
                  1974 yılıydı. Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü, merkez müdürlüğüne bağlı Lapseki İşletme Şefliği’nde staja başlamıştık. İki kişiydik. Diğer arkadaş Çanakkale’li idi ve samimi olmadığım biriydi. Aksilik İşletme şefini de tanımıyordum. Yukarısı öyle uygun bulmuştu.
                  O yıl Kıbrıs Barış Harekâtının yapıldığı yıldı. Çanakkale ve çevresinde geceleri karartma uygulanıyordu. İşletme Şefimiz Ersan İ. Beydi. İşi çok ciddi tutuyor, bizi yalnız hiçbir yere yollamıyor; araziye beraber gidiyor, tüm çalışmalara katılıyorduk. Şefimiz benden pek hoşlanmamıştı. Diğer arkadaşa daha samimi davranıyordu. Arkadaş da karşılığını veriyor, zıpkınla balık avlayıp, şefimizi memnun ediyordu.
                  Bu çalışmalar kapsamında bir köye zati ihtiyaç tespitine gitmiştik. Zati yapacak ve zati yakacak ;6831 sayılı yasanın orman köylüsüne tanıdığı bir hak, daha doğrusu bir ayrıcalıktı. Bu hakla köylülerin yakacak odun ve kerestelik tomruk ihtiyaçları;  maliyet bedeli ve fiili masraflar gibi düşük bir bedelle karşılanırdı. Gittiğimiz köye daha önce gün verildiği için ihtiyacı olan vatandaşları bizi bekler bulmuştuk. Kimler; yeni ev ,ahır, samanlık…vs. yapacak , kimler bu saydığımız mekânlarda tamirat yapacaksa yerinde görüp ona göre ihtiyaç miktarlarını belirleyecektik. Ersan Bey işini ciddiye alan biri olduğu için iş çok yavaş yürüyordu. Öğle vakti geçmesine rağmen biz işi yarılayamamıştık bile.
                  Bu arada vatandaşın birinin yemek hazırlattığı kulaklara fısıldandı. Yemeği orman muhafaza memuru arkadaşlar da hazırlatmış olabilirdi. Şefin huyunu bildikleri için kimse söylemeye cesaret edemiyor, tecrübeli muhafaza memurlarımız bize söyletmek istiyorlardı..Şefin biz stajyerleri kırmayacağını düşünüyor olmalılardı. Ben, daha önce arkadaşlarımdan buna benzer konulara ilişkin bir çok şey dinlemiştim. Dinlediklerim de pek hoş şeyler değildi. Onun için memurların teklifine olumsuz cevap verdim. Diğer arkadaş olumlu cevap verdi. Ya çok acıkmıştı, ya da şefin kendisine olan samimiyetine güvenmişti.
                  Konuyu biraz çekinerek de olsa açtı. Şef’in yüz hatları birden değişmişti. Hoş karşılamadığı yüzünden okunuyordu. Ama vakit çok geçmişti, acıkmıştık. “ Tamam! Bir iki tespit daha yapalım yemeğinizi yersiniz” dedi. Bir iki tespitten sonra yemek hazırlanan eve gelmiştik. Biz, memurlar ve yanımızdakilerle birlikte içeri geçtik. Şef elini yıkama bahanesiyle dışarıda kalmıştı. Biraz bekledikten sonra ev sahibi gelerek” şef acıkmamış beni beklemeyin diyor” dedi. Daha önce duyduklarım gerçekleşmek üzereydi. Yemeği bırakıp çıkamadım. Arkadaşlarla beraber yedik yemesine de; yemek mi beni yedi, ben mi yemeği yedim bilemedim.
                  Dışarı çıktığımızda şef kapını önündeki gölgeliğe oturmuş sigara içiyordu. “Afiyet olsun beyler” dedi. Karşılık verdik ama öylesine işte. “Yemeniz içmeniz tamamsa işe başlayalım mı?” dedi. Tam evden ayrılmak üzereyken ev sahibi elini avucunu ovarak şef’e yaklaşarak; Şef’im şuraya şunu, buraya bunu yapacağımda tespit ettiğiniz miktar ihtiyacımı karşılamıyor da, daha fazla tomruğa ihtiyacım var “ da demesi üzerine şef bizi göstererek;” ONLARDAN İSTE” demesin mi!?.Öyle ya, yemeği yiyen bizdik!..
Kimseden çit çıkmıyordu!.. Kim ne diyebilirdi ki?.Evet yemeği biz yemiştik.. Bedelini de biz ödemeliydik..Ama Nasıl?..( köylüler aldıkları fazlalıkları yasak olmasına rağmen piyasa bedelinden satarlardı..)
                  Aslında ezilerek, büzülerek; kat kat yerin dibine girerek  fazlasıyla ödemiştik bedelini..Canlı cenaze gibiydik oradan ayrılırken..Diğerlerini bilmiyorum ama benim için unutamayacağım bir ders olmuştu.35 yıllık meslek hayatımda çok az insanın sofrasına oturdum. Bedel de ödemedim. Hele de başkasının kesesinden hiç ödemedim, ödetmedim. Bu olayın zihnimde bıraktığı silinmeyen iz; “ HER ŞEYİN BİR BEDELİ VARDI.” Ve ödenmeliydi. Ne mutlu hatasının bedeli ödeyenlere..Yazıklar olsun başkasına ödetenlere..Vatandaşın talebinin karşılanıp, karşılanmadığını merak edenler için: O da aramızda kalsın?!. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Rüştü 3 ay önce

İnsanın anlının akıyla işini yapması kadar mutluluk verici bir şey yoktur herhalde abi

Avatar
Fahri kişif 2 ay önce

Feyzi abi ellerinden öpüyorum.inşAllah bizlerde ömrümüz boyunca hatalarımızın bedelini kendimiz öderiz başkalarına ödetmeyiz. Onurumuzla yaşarız onurumuz la gideriz...

banner119