(Her insan bir soru işareti…)
                Askerlik dönüşü, …Orköy Bölge Müdürlüğü, Etüt Plan ve Proje Heyetinde teknik elaman olarak göreve başlamıştım. Heyetin görevi; ilçeler bazında orman köyleri kalkınma planları yapmaktı.
Askerlik öncesi başka bir bölge müdürlüğünde aynı görevde çalışmıştım. Yazın planı yapılacak olan köylerde etüt- envanter çalışması yapılır, kışın da bu etütler 5’er yıllık kalkınma planlarına dönüştürülürdü. Amaç; orman köyünün (YGSMH) yıllık gayrı safi milli hasılasını hesaplayıp; bunun Türkiye’de fert başına düşen GSMH’nin altında olması halinde, bu açığı kapatmak için o köyde uygulanacak faaliyetleri (koyunculuk, inekçilik, arıcılık…vs) plana bağlamaktı.
                Ben, ilkbaharda göreve başlamış, yaz boyunca da söz konusu çalışmalara katılmıştım. Arazi çalışmaları bitince de merkeze dönmüştük. Baktım herkesin ağzında bir ‘’memur odunu’’lafı. O güne kadar hiç duymamıştım. Meselenin aslını öğrenmek istediğimde; ‘’Bilmiyor musun? Or.Gen. Müd’lüğü her yıl personeline odun verir’’ dediler. Bir yılı tamamlamadan askere gittiğim için ne duymuş ne de almıştım. Gen.Müd’lük, lojmanda oturup oturmadığına göre belirlenen miktarlarda çam veya meşe (ibreli,yapraklı) odununu, maliyet bedeli üzerinden orman içindeki  depolardan verdiğinden bir sorun varmış. Ormandaki depolardan verilen odunların getirilmesi, kırdırılması, taşınması çok zormuş. Vasıta bulmak, işçi bulmak, yüklemek, boşaltmak imkânsız gibiymiş. Bu da memuru odununu, orman içi depolardan odun alan tüccarlara satmak, yerine de şehirdeki odunculardan kırılmış hazır odun almak zorunda bırakırmış. Bu telaş bende de başlamıştı. Getiremeyeceğime göre kime satacaktım?
                Yalnız bizim kurumda bir sorun daha varmış!.Bölge müdürünün yakın akrabalarından biri odun-kömür ticareti ile uğraşıyormuş. Doğal olarak personel de odununu bu adama satmak zorunda kalıyormuş. Herkes bu durumdan rahatsız. Ama kimse sesini çıkaramıyor. Ancak kendi aralarında memnuniyetsizliklerini dile getirebiliyorlar. Dilekçelerimizi ben de dahil müdüre verdik. Verdik ama dedikodusu bitmedi devam etti, günlerce de sürdü. Odunlarının ucuza satıldığı, başka birine daha iyi bir fiyata satabilecekleri, bu yıl da mağdur edildikleri hep konuşuldu durdu. Ben işin ve muhitin yenisiyim, acemisiyim. Konuşulanlara çok az katılıyorum. Ya da katılmak zorunda bırakılıyorum. Tabii ki ben de olanlardan rahatsızım. Ve onlarla birlikte, onlar kadar olmasa da yakınanlardanım.
                Bir müddet sora müdür bey odun paralarını veriyor dediler. Buruk bir sevinçle herkes gidip parasını alıp geliyor. Burukluğumuz odunumuzu ucuza sattığımızı düşünmemizden, sevincimiz ise ; ne de olsa memuruz, elimize bir miktar para geçmesinden.. Ben de gittim paramı almaya. Müdür  soğuk ve oldukça sert bir tavırla;’’ sana para yok’’dedi.  Afallamıştım. Devam etti; ’’sen odununun satılmasını istemiyormuşsun, arkadaşların söyledi; git kime satarsan sat’’ demez mi?  Şaşkın bir halde dışarı çıktım. Birileri beni müdüre okumuştu. Sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönem olduğundan ilk aklıma gelen solcular oldu. Bunu ancak onlar yapabilirdi!. Hâlâ öğrenciliğin etkisinden kurtulamamış olmalıyım ki; küfrederek heyet elamanları ile birlikte oturduğumuz odaya girdim. Ama küfretmeye devam ediyorum . Kendimden geçmişim. Gözüm hiç bir şeyi görmüyor.
Biraz sakinleşir gibi olunca, ne olduğunu sordular. Yine aynı küfürlere devam ederek olanları anlattım.
                Okuldan beri tanıdığım, hiç beklemediğim, mesai arkadaşım ve aynı zamanda desteğine ihtiyaç duyduğum, en acısı da fikirdaşım olan arkadaş telaşla ayağa kalkarak: ’’Küfredemezsin, ben söyledim müdüre’’ demesin mi?!. Yığılıp kaldım. Ortalık sus pus..:Sessizlik. Arkadaş hâlâ ayakta. Ben de ayağa kalkıp O’na dönerek:’’ Anan anam, karın bacım da sen bu şerefsizliği nasıl yaptın?’’ diyebildim. Çıt yok. Anlaşılan o ki: Genç yaşta kaybettiğimiz bu arkadaş ve belki de birileriyle, beni günah keçisi seçmişler, müdürlerine söylemeye cesaret edemediklerini benim ağzımla söylemişlerdi.
                Ne diyeyim!.. İçimi kanatmaya devam eden bu acı anıyı rahmetli Alparslan Türkeş’ten duyduğum güzel bir sözle bitirelim:’’Her insan bir soru işaretidir. İşaret kalksa da nokta daima yerinde kalsın’’ demişti. Mekâni cennet olsun. Evet her insan bir soru işaretiymiş. Aklınızda bulunsun. Kim bilir?!.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner115