(Mücahit kardeşimiz…)
                 1984 Yılının ortasına doğru Orman-Köy İlişki. Gen. Müdürlüğüne bağlı K.Maraş’taki heyetten
ayrılarak Orman Genel Müdürlüğüne geçmiş ; Karabük Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı Büyükdüz İşl.Şefliğinde göreve başlamıştım. İşlerin toparlanma aşaması olduğu için kendimi çok yoğun bir çalışma ortamı  içinde bulmuştum. Yılsonuna kadar sıkı bir çalışma ile programımı gerçekleştirmiştim ama çok da zorlanmıştım, çünkü ilk şeflik deneyimimdi.
                 Kış aylarını ormancılıkla ilgili yürürlükteki mevzuatı inceleyerek geçirdim. Okuldan aldığım
bilgilerle bu işleri yürütmem mümkün değildi. Bunu da ancak gerçeklerle yüz yüze gelince anlıyorsunuz.
Sonra ormancılık öyle dışardan göründüğü gibi ağaç dikmek, ağaçları kesip pazarlamak da değildir. Ormanın
ağacından, kuşundan, taşından, toprağından, hatta yaprağından da sorumlusunuz. Üstelik memleketimizde
en çok değişikliğe uğrayan yasalardan biri de ‘6831’ sayılı orman yasası ve ona bağlı olarak değişen mevzuatlardır.
                 Bütün bu işleri gerçekleştirmek için birçok işçi çalıştırılır. İşçiler genellikle orman köylüleridir. Bu aslında onların yasal hakları gibidir( istisnai durumlar hariç) . Bu istisnai durumlardan biri de ‘ Damga-Numarataj’ işleridir. Bilinçli işçiler ister. İdare planı gereği kesilecek ağaçların seçiminde, devrilen ağaçların
boylanmasında, sınıflandırılmasında, hacimlendirilmesinde ve satış depolarına nakillerinde Orm. Muh.
memurları ve bizlerle birlikte çalışırlar. Bunları genellikle personelimizin lise ve dengi okullarda okuyan çocuklarından seçeriz. Bu çocukların bu işlerde tecrübeli olmaları, ailelerine maddi katkıda bulunmaları,
okul harçlıklarını kazanmaları ve biraz da hayata hazırlanmaları amaçlanır.
                 İşte bu çocuklardan biri de santral memuru Raif  Efendinin oğlu Bayram Korkut’tu. Bayram İ.Hatip lisesi öğrencisiydi. Çok çalışkan, edepli ve örnek bir delikanlıydı. Okulların açılmasına, yani işten ayrılmasına kısa bir süre kala bana bir gün; ‘ Şefim, ben sizden Ahmet abiye söz ettim, Ahmet abi; Diş Hekimi ve Fazilet Parti’sinin( Refah Partisi’de  olabilir) İlçe başkanıdır. Bir çayını içmemizi rica etti, gidermisiniz demesi üzerine ben de ‘ Tamam gidelim ama bu nerden icap etti dedim.’ Bayram’da: Şefim, ben sizin namaz kıldığınızdan, çalışmalarınızda ki titizliğinizden söz etmiştim, merak etmiş, görüşüp tanışmak istiyor’ dedi.’ Tamam Bayram, uygun bir zamanda gidelim dedim.’ Ve uygun bir zaman da gittik.
                 Ahmet Bey kibar insan. Bizi nezaketle karşıladı, kendi gelemediği için de özür diledi. Hoş beşten
sonra çaylar kahveler derken sohbete  başladık.  Bu arada başta müşterileri olmak üzere gelip gidenler de oluyordu. Ahmet Bey gelenlere beni;’ Mücahit kardeşimiz Feyzi Bey’diye ; Onları da bana yine’Mücahit kardeşimiz … ‘ diye tanştırıyordu. Bu durumu yadırgamıştım, çünkü o güne kadar öyle bir ortamda bulunmamıştım. Durup dururken mücahit olmak bana garip gelmişti.
                 Sağ olsun  Ahmet Bey bizi kibarca ugurladı. Bayram’la hem yürüyoruz, hem de ondan bir şeyler
söylemesini bekliyorum, ama ses yok. O’na göre garipsenecek bir şey de yok. Ben daha fazla dayanamadım.
‘Bayram çok teşekkür ederim getirip tanıştırdığın için. Ayrıca mücahit olduk’ derken alaycı bir şekilde de
gülümsemiştim. Bayram’ın; ‘ hoşuna gitmedi mi şefim’ demesi üzerine  Ben de;’yahu Bayram, mücahitlik
kim biz kimiz, kim yitirmiş ki biz bulalım’ dedim.
                 Aradan belli bir süre geçmişti. İşimizin olmadığı bir gündü. Lokalde otururken Bayram geldi.
‘Şefim, biraz konuşabilir miyiz? ‘ demesi üzerine dışarı çıktık. Bayram; ‘sizin mücahitlik konusunu Ahmet
Bey’e açmıştım, sizinle bir daha görüşmek istiyor, ben de geliriz diye söz verdim, beni kırmayın müsaitseniz
gidelim’ dedi. Tabii ki Bayram’ı kıramazdım.’ Müsaidim  Bayram gidelim’dedim.
                 Ahmet Bey bizi ilk karşıladığı gibi yine nezaketle karşıladı. İkramlarla birlikte sohbette başladık.
Konu mücahitliğe geldiğinde Ahmet Bey;’ Bayram bana anlattı, mücahitlik tanımlamam hoşunuza gitmemiş’ demesi üzerine izin isteyerek sözünü kestim.’Hayır Ahmet Bey; mücahitliğin hoşuma gitmemesi
asla söz konusu değil. Mücahitlik kutsal bir kavram! Ben, mücahitliğe layık mıyım, değimliyim. Esas mesele
bu. Ben kendimi asla buna layık görmüyorum, mücahitlik kim, ben kimim’ demem üzerine Ahmet Bey’:’En
büyük cihatlardan biri nefse karşı verilen cihattır. Nefsinize yenik düşmeden, nefsinize zor geleni yaparak
günde beş vakit Allah’ın huzurunda durmak cihat değil de nedir’dedi. Elbette bir şey diyemedim. Ne diyebi-
lirdim ki?..
                 O günün şartları farklıydı. Namaz kılanlar azdı; bilhassa kamu kurumlarında…Hani çok güzel bir
Söz vardır( hadis olup olmadığını bilmiyorum):’’Ben namaz kılanların ve dua edenlerin azalmasından değil,
namazı ve duası kabul olanların azalmasından korkarım.’’ Bu sözün üzerine ne denir ki… Rab’bim bizi namazı ve duası kabul görenlerden eylesin…
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner1

banner27

banner57