banner108
 Ne güzel söz değil mi ”Nasip”
Herkesin ayrı, ayrı nasibi var.
Kiminin nasibinde okuyup ilim sahibi olmak var.
Kiminin nasibinde kolay yoldan zengin olmak var.
Kiminin nasibinde mevki makam sahibi olmak var.
Kiminin nasibinde ceylan derisi turuncu koltuklarda oturmak var.
Amma velâkin  her şey nasip;
"Nasibin yoksa dayak bile yiyemezsin!"
Nasibin yoksa bir bardak çayı bile içemezsin.
Nasibimizde olanları yaşıyoruz yaşamaya da devam edeceğiz.
En basitinden, şu an benim bu yazıyı yazmamda bir nasip.
Nasibin farkında olmak, o da ayrı bir nasip.
Ne demiş şair?
“Nasip diye bir şey var.
Sen istediğin kadar konuş.
İstediğin kadar koştur.
İstediğin kadar kovala.
Boş.
Nasibi takdim edene kalmış her şey.
O dilerse eğer ne koşmana ne konuşmana nede koşturmana gerek yok.
Çokça dua etmek lazım…”
Bizim cüzi irademiz ise bir dua mekanizmasıdır.
Bir şeyi dilimizle dua edip istediğimiz gibi, kalben de istediğimiz şeye yöneliriz.
Cüzî irade kalbin yönelişinden ibarettir ki, bir nevi fiilî duadır.
Evet, her şey nasip kısmet, kimse kimsenin nasibini yiyemez bu dünyada.
Mevlana'nın, “Yeter ki yüreğinden gelsin sesler. Çünkü Allah her duayı dinler.” 
Sözünden hareketle gelelim nasip konusundaki kıssamızdan hissemize.
Camii de zengin bir adamla bir derviş yan yana namaz kılıyorlardı.
Birbirlerine olan yakınlıklarından dolayı ne okuduklarını ve ne dua ettiklerini duyacak vaziyetteydiler. Derviş namazını bitirdikten sonra ellerini açtı ve:
- Ey Allah'ım!
Bugün beni şu şu yemeklerle ve şu çeşit tatlılarla rızıklandır, diye dua etti.
Dervişin bu şekilde dua ettiğini duyan zengin, içinden şöyle geçirdi:
- Bana duyurmak için böyle dua ediyor.
Aklınca benden para koparacak. Böyle yapmaktansa doğrudan doğruya gelip benden para istese verirdim. Şimdi ona hiçbir şey vermem.
O bunları düşünürken, derviş de mescidin bir kenarına çekilmiş, uyuklamaya başlamıştı. Bir müddet sonra da uyumaya başladı.
Az sonra mescide elinde tepsi bulunan bir adam geldi. Doğru uyuyan dervişin yanına gitti. Uyandırdı. Elindeki tepsiyi ona verdi. Derviş tepsinin üzerini açtı. Tepside, az önce duada istediği yiyecekler vardı. Zengin geriden geriye bu hadiseyi takip ediyordu.
Derviş doyuncaya kadar yedi. Bir miktar yiyecek kalmıştı. Tepsiyle beraber onu getiren adama verdi. Üzerini örtüyle örttü. Bir kenara çekildi.
Bu duruma hayret eden zengin kişi, merakla yemekleri getiren adama yaklaştı:
- Arkadaş sen kimsin?
- Ben hamallık yapan bir kimseyim.
- Bu adamı tanıyor musun?
- Hayır.
- Bu yemekleri bu dervişe kim gönderdi?
- Kimse göndermedi, ben getirdim.
- Peki, tanımıyorsun da niçin getirdin?
- Bakın anlatayım: Ben, söylediğim gibi fakir bir kimseyim.
Hamallık yapıyorum. Yükünü taşıdığım bir zengin bana fazlaca para vermişti.
Çoluk çocuğum ve hanımım da benden epeydir böyle yiyecekler almamı istiyorlardı. Hazır elime para geçmişken, onların istediklerini alayım diye, bu yemeklerin yapılacağı malzemeleri aldım. Eve getirdim. Hanım yemek yapmakla meşgul iken ben de bir kenara çekildim. Orada uyumuşum. Rüyamda Hz. Rasülallah Aleyhisselam'ı gördüm. Bana buyurdular ki:
- Mescidde bir veli var. Onun canı karın ve çocukların için aldığın yemekleri istedi.
O yemeği ona götür. Yiyebildiği kadar yesin. Kalanını da siz yiyin. Allah size bereket verir. Bunu yaparsan senin cennete girmene ben kefil olurum.
Uyanır uyanmaz hemen tepsiyi buraya getirdim. Gerisini siz de gördünüz.
Bu vaziyet karşısında adeta hayretler içinde kalan zengin sordu:
- Bu yemekler için sen ne kadar masraf ettin?
- Şu kadar para (O zamanın parasına göre bir şeyler söyler)
- Sana yaptığın masrafların on mislini vereyim, bana kazandığın sevapların bir kısmını ver.
- Hayır.
- Yirmi mislini vereyim.
- Olmaz.
- Elli mislini vereyim, yüz mislini vereyim.
- Boşuna uğraşına. Ne verirsen ver yine vermem. Bunun karşılığında Hz. Rasulallah benim Cennete girmeme kefil oldu. Bütün dünyayı versen yine vermem. Eğer senin bu sevaptan nasibin olsaydı, bu iş sana nasip olurdu. Baksana, yan yana namaz kılmışsınız ama senin paran nasip olmamış.
Zengin adam, kalbinden geçirdiklerine de yardım etmediğine de bin pişman olarak mescidden çıktı, gitti.
 “Kısmet ise gelir Hint'ten, Yemen'den; kısmet değilse ne gelir elden.”
Sözü de kıssadan hisse olarak kalmış bizlere!
Velhâsıl-ı kelâm, nasibimizde ne varsa o oluyor.
Bize de samimi bir şekilde, içimizden geçen dualara sessizce âmin demek kalıyor.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İlhan Akar 5 ay önce

Tam da Kur'an'ın reddettiği bir mantık. İşte İslam coğrafyası böylesine sakat bir mantıkdan dolayı iflas etti!

Misafir Avatar
Bir Okurunuz 4 ay önce @İlhan Akar

İlhan Bey'in görüşüne katılıyorum. Bir insanın hiçbir gayret sarfetmeden , çalışmadan evde beklemesi dinimizce uygun değildir. O zaman evde oturup nasibimizi bekleyelim. Dinimize göre de iki günü birbirine eşit olan bir müslüman zarardadır. Bu mantıkla Avrupa'yı, Amerika'yı nasıl yakalayacağız ? Makale yazarına soruyorum. Beni aydınlatırsa memnun olurum.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Ali Edizer 5 ay önce

Ellerinize sağlık.

Avatar
Hakkı Demir 4 ay önce

O kısmetin ayağına gelecek Allah Dostu Veliler için doğrudur. Ama bu zamanda öyle veli kaldı mı ? Şimdi insanlar nasıl kolay kazanırım nasıl kandırırım hesabını yapmaktadır.

Avatar
işbaşaran 4 ay önce

Allah sahli kullardan eylesin islamı yaşayanlarda eylesin nasibimiz bolosun

Avatar
Demiregen mehmet 4 ay önce

Elinize yüreğinize kaleminize sağlık hocam sağolun sağlıklı kalın Hocam.

banner124

banner129

banner116