banner136
 Yıllar öncesinde, kütüphane araştırmalarım sırasında, İstanbul'daki Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde “Avşun'daki feci kazanın destanı” başlıklı bir destana rastlamış ve fotokopisini almıştım.
Maraş-Afşin yolunda meydana gelen ve 48 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir trafik kazasıyla ilgili olan destan 1962'de basılmıştı.
Yazanı ve bastıranı Karahisarlı halk şairi Ali Şahin, fiyatı 25 kuruş olan ve 1962'de Ankara'da Nur Matbaasında basılan destan iki sütun halinde 19 kıtadan oluşmaktadır.
Sonraki süreç içerisinde, sözkonusu kaza ile tarihine ve ayrıntılarına ilişkin yeni bilgilere ulaştım. Buna göre, 27 Eylül 1961 tarihinde gerçekleşen kaza, ulusal basının da ilgisini çekmiş ve birinci sayfadan haber olarak duyurulmuştu. Milliyet'le Cumhuriyet, söz-konusu gazetelerden iki tanesidir.
Bunlardan “Uçuruma düşen kamyonda 32 kişi öldü” başlığını atan ve “Maraş-Afşin yolunda vuku-bulan kazaya fren patlaması sebep oldu” spotunu kullanan Milliyet'e göre kaza şöyle olmuştur:
“Afşin'den Maraş'a giden, Ali Kabuk idaresindeki 70248 plaka sayılı kamyon, Döngel köyü civarında frenleri patlayarak uçuruma yuvarlanmıştır.
İki takla atarak uçuruma yuvarlanan kamyonda bulunanlardan 28 kişi derhal ölmüştür. Hastahaneye kaldırılan 19 ağır yaralıdan ikisi yolda, ikisi de hastahanede ölmüştür. Bu suretle, kaza kurbanlarının sayısı 32'ye yükselmiştir.
Şoför, fren patlayınca, kamyonu durdurmak için direksiyonu yol kenarındaki kayalara kırmıştır. Çarpma esnasında, kamyonun kasası yerinden fırlamış ve içindeki insanlarla birlikte, yanından Ceyhan nehri geçen uçuruma uçmuştur.
Parçalanarak tanınmaz hale gelen cesetler hastahaneye taşınmıştır. Ölenlerden hüviyetleri tesbit edilen yedi kişi şunlardır:
Ali Başlı, Veli Kök, Mehmet Ali, Ramazan Köse, astsubay Yusuf Aktaş, Mustafa Köse, Ömer Kocadağ.
Kazada ağır surette yaralanan 13 kişinin arasında şoför de vardır. Kamyon yolcularının Maraş lisesine gelen öğrencilerle işçiler olduğu tahmin edilmektedir.”
28 Eylül 1961 tarihli Cumhuriyet'e göre ise “Maraş'taki kazada ölü adedi 33'e yükselmiş” olup, aşırı sürat yüzünden meydana gelen kazada yaralanarak hastaneye kaldırılanlardan yedi tanesinin de durumu ağırdır.
Destanın yazılış sebebi olan olayı böylece tesbit ettikten sonra, bir sayfalık destan-ağıtın şairinin kimliği hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Başlangıçta, “Karahisarlı” yazmasından dolayı Afyonkarahisarlı mı, yoksa Şarki/Şebinkarahisarlı mı diye araştırırken, Eski ve Yeni Karahisar (Karahisar-ı Atik ve Karahisar-ı Cedid) isimlerinde iki köyü bulunan, Sivas'a bağlı Ulaş kazasının Başçayır köyünden asıl adı Ali Şahin olup Ali Şahin Canozan adıyla bilinen Sivaslı bir şair araştırmacı, yazar olduğu sonucuna varmış ve yazıma son halini vermiştim.
Ancak, sözkonusu şairin gerek yaşı, gerekse de tarzı uyuşmamaktaydı.
Bu yüzden, artık gazeteye yollama aşamasına gelmişken, bir kere daha araştırınca, karşıma Adana Karaisalı ‘Destancı Ali Şahin’ çıktı.
Bu şairimizin hem yaşı, hem de tarzı, eldeki destanla bire-bir örtüşmekteydi.
Bu durumda, –pek tanınmayan bir ilçe olan– ‘Karaisalı’ yerine ‘Karahisarlı’ yazılmış olmalıydı.
Sözkonusu destan; Milli Kütüphane kataloğu ile (https://kasif.mkutup.gov.tr/SonucDetay.aspx?MakId=1745156) ile bir kaynakta (Erhan Çapraz, “Derdiderya, Ali Şahin”, http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/derdiderya-ali-sahin), Kayseri doğumlu olup Adana'ya yerleşen ‘Derdiderya’ mahlaslı diğer Aşık Ali Şahin (1929-2010) adına kaydedilmişse de, kadim dostum Mehmet Gözükara aracılığıyla temasa geçtiğim, Destancı Ali Şahin'le ilgili yayınları bulunan sayın Dr. Halil Atılgan'ın “bu kişinin şiirlerinde yalnızca ‘Derdiderya’ mahlasını kullandığı, ‘Âşık Ali’ mahlasınınsa Destancı Ali'ye ait olduğu” bilgisini vermeleriyle, elimizdeki destanın, ‘Âşık Ali’ mahlasını kullanan merhum Karaisalı Destancı Ali Şahin'e ait olduğu kesinlik kazanmıştır. Sayın Atılgan'a, verdikleri bu bilgiden dolayı şükranlarımı arzeder ve ilgisinden dolayı dostum Mehmet Gözükara'ya teşekkürlerimi sunarım.
“Destancı Ali Şahin” diye tanınan âşık Ali Şahin, 1927 yılında Adana’ya bağlı Karaisalı ilçesinin Söğütlü köyünde dünyaya gelir. Küçük yaşta, baba mesleği olan kalaycılığı öğrenir. Güzel sesi olan Şahin, Karacoğlan ve Âşık Garib'i okumak için arkadaşı Ali İhsan’ın yardımıyla okuma yazmayı öğrenir. Annesini kaybetmesinin ardından, analıklarının zulmüne dayanamayan Ali, Ceyhan’ın Burhan köyüne kaçar. Burhan ve Tatlıkuyu köylerinde türkü söyleyerek yaptığı ot kazıma ve ekin ekme işleriyle harçlığını çıkarır. 1946-49 yılları arasında İstanbul’da tamamlayarak döndüğü askerlik sonrasında köyde üç yıl kadar çeşitli işlerde çalışır ve aynı köyden Döndü adında bir kızı kaçırarak evlenir.
Bilahare Adana’ya gidip dayısının hızar dükkanında çalışmaya başlar. Daha sonra buradan da ayrılıp Çotlu köyünde ‘yarıcılık’ yapar. Bir gün, pamuk satmak için gittiği Adana’da bir destancıyla karşılaşıp destancılık yapmaya karar verir. O sıralarda A. Vahap Kocaman ve Ferrahi ile de tanışır ve Ferrahi ile uzun süre ortak destancılık yapar. Ali Şahin, Ferrahi’nin ölümünden sonra destancılığı 1977 yılına kadar devam ettirirse de, büyüyen çocuklarının destan yazıp satmasına karşı çıkmaları yüzünden bu işi bırakmak zorunda kalır. Bu duruma çok üzülen âşık, o güne dek yazmış olduğu tüm destanlarının suretlerini yakarak imha eder.
Daha 7-8 yaşlarında iken, Karacaoğlan, Âşık Garip vb. halk ozanlarını dinleme merakı, Ali Şahin’i çevrede türkü söyleyenleri ve Karacaoğlan okuyanları bulmaya yöneltir. Bu tutkusu, –yukarıda da belirttiğimiz gibi– kendisini okuma yazma öğrenmeye sevk eder. Saz çalamayan Şahin, 30 yaşlarında iken gördüğü bir rüyanın etkisiyle, hayatının bundan sonrasında dinî yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirir. Yetişmesi usta-çırak ilişkisine dayanmayan âşık, şiirlerinde ‘Âşık Ali’ mahlasını kullanır. Daha ziyade yarım kafiyeyle ve 8’li, 11’li hece vezniyle yazdığı destan ve şiirlerinde aşk, anne sevgisi, nasihat ve din gibi konuları işler.
(Destancı Ali Şahin'le ilgili –bir kısmından faydalandığımız– kaynakça: Halil Atılgan, Murtçu Folkloru, 1. baskı, s. 308-310; Halil Atılgan, “Karaisalı kazam Söğütlü köyüm-Bu ülkede böyle âşık bulunmaz”, Güneyde Kültür, sayı 83, Ocak 1996, s. 11 vd.; Halil Atılgan, “Adanalı Destancı Ali Şahin”, Erciyes, sayı 209, Mayıs 1995, s. 21 vd.; Ayhan Karakaş, “Yazılı kültür ortamı ürünü olarak Destancı Âşık Ali Şahin’in yayınlanmamış destanları”, Kilis, Asia Minor Studies, cilt 2, sayı 4, 2014, s. 100-122; Ayhan Karakaş, “Ali Şahin” maddesi, Yesevi Üniversitesi Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü: http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/ali-sahin)
Yörede daha ziyade destancılıkla tanınan ve destan yazıp satmayı geçim kaynağı haline getiren Âşık Ali Şahin’in tesbit edilebilen bazı destanları şunlardır: “Karaisalı’nın Nayıplar köyünde kendini kendirle asan talihsiz Ayşe’nin acı destanı”, “Adana’nın yeni barajına kendisini atan genç kızın acı destanı”, “Zamanın ibret destanı”, “Kozan’ın Sayca köyünde iki kardeşin destanı”, “Kozan’ın Ağzıkara köyünden şoför Hakkı’nın destanı”, “Oğlu tarafından öldürülen Antalya müftüsünün destanı”; “Gelişlerin destanı”, “Gözyaşımı çağlatmadım”, “Kıbrıs destanı”, “Mehmet'in destanı”, “Nasihat destanı”, “Onun için bu hallere geldik ya”, “Sene altmış iki dönderdim yönü”, “Şöyle baktım gözler hafif sürmeli”, “Yeni evli idim gittim askere.” [Ayhan Karakaş, “Yazılı kültür ortamı ürünü olarak Destancı Âşık Ali Şahin’in yayınlanmamış destanları”; türkü dostları (Halil Atılgan, Murtçu Folkloru, 1. baskı, s. 308-310)]


 
 Karaisalı'nın Söğütlü köyünden Destancı Ali Şahin (1989) (https://www.turkudostlari.net/foto.asp?id=1127
)
 
Şimdi, sizleri;
Tüm geçmişlerimizi rahmetle yâdetmeye vesile olan ve Anadolu insanının diğer-gamlığını, merhametini, inceliğini ve birbirlerine olan tutkunluğunu gösteren bu güzel destan-ağıtla başbaşa bırakıyorum:
 
Avşun'daki feci
kazanın destanı
Avşun kazasından yolcusun almış
Kayacık ovayı dolanıp gelmiş
Alikayası'nda bir kaza olmuş
Millet hep oraya dolmuş ağlıyor
 
Viracı inerken firen patlamış
İçinden yolcular yere atlamış
Kırksekiz kişiden biri kalkmamış
Üç kişi perişan kalmış ağlıyor
 
Dokuzu bir evden bakın kadere
Ağlamak yakışır anne pedere
Milleti düşürdü derin kedere
Bilmeyen bilenden sormuş ağlıyor
 
Bu fani dünyanın cilvesi çoktur
Herşeyi emreden yaradan Hak'tır
Gelmişler oraya savcı ve doktur
Çekilmiş kenara durmuş ağlıyor
 
Üç kişi de Arıstıl'ın içinden
Hızar biçmiş bellerinden kıçından
Damla damla kan akıyor saçından
Gelen bu acıyı görmüş ağlıyor
 
Zor gelir insana böyle bir acı
Acı çok fenadır bulunmaz ucu
Gelmişler oraya anne ve bacı
Ellerin dizine vurmuş ağlıyor
 
Maramuz (Maravuz) köyünden Mehmet birisi
Ellibir kişiden üçtür dirisi
Hep yakın köylerden bütün gerisi
Duyanlar oraya gelmiş ağlıyor
 
Göbüren köyünden dokuz kişidir
Ağlaman dostlarım Hakk'ın işidir
Kiminin yavrusu, kiminin eşidir
Zavallı anneler solmuş ağlıyor
 
Gocuvat köyünden Bekir’le Bayram
Eceldir sizleri bizden ayıran
Vâdeniz tamamdır yoktur kayıran
Anneniz babanız yanmış ağlıyor
 
Tanır’dan duyuldu beş kişi ölü
Kiminin başı yok, kiminin kolu
Kapanmış geçilmez Avşun'un yolu
Her taraf insanla sarmış ağlıyor
 
Viracı inerken patlamış firen
Âh çekip ağlıyor bu hali gören
Avşun'da(n) binip de görmeye gelen
Yaklaşıp yanına varmış ağlıyor
 
Avşun’dan çıkınca Maraş arası
Nasıl bir kayadır bilmem orası
Üç kişi sağlamdır azgın yarası
Kardeşi koluna girmiş ağlıyor
 
Acı bir kazadır, söylenir dilde
Alanlar okusun destanı bende
Ezilmiş cesetler bilinmez halde
Anneler saçını yolmuş ağlıyor
 
Kırksekiz kişidir mâf'oldu canlar
Ezilmiş vücutlar akıyor kanlar
Her taraf doludur bütün insanlar
Derin bir fikire dalmış ağlıyor
 
Zavallı şoförün beli kırılmış
Hele bir kadının karnı yarılmış
Çocuk ağlayınca kalkıp sarılmış
Geri kucağına almış ağlıyor
 
Haber veren Halil soyadı Yıldız
Bir arada ölmüş enişte baldız
Ağlamak doğrudur gece ve gündüz
Bu acı kalpleri sarmış ağlıyor
 
Onüç köyden kırksekizi buluyor
Böyle acı kalbimizi yoruyor
Anneler oturmuş saçın yoluyor
Ellerin yüzüne vermiş ağlıyor
 
Ellibir yolcudan kırksekiz kişi
Otuzu geçmemiş bunların yaşı
Âh çekip ağlıyor Battal'ın eşi
Arayıp eşini bulmuş ağlıyor
 
Âşık Ali der ki ben duydum burda
Kimi yavrum diye ağlaşır orda
El ayak kırılmış kalınca zorda
Şehir ve köylüler gelmiş ağlıyor
 
yazan ve bastıran
Karahisarlı halk şairi
Ali Şahin
fiyatı 25 kuruştur
Nur Matbaası, 1962, Ankara 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kurbet kuşu 3 hafta önce

Hatırlıyom o kazayı büyük bir
felaket yaçanmıştı büyük acıydı
Destanıda okumuştum Allah rahmetlerini versin o zaman yol yoktu araba yoktu kamyon kasasında
Yolçuluk yapılıyordu

Avatar
Kurbet kuşu 3 hafta önce

Yorumumun devamı kaza mahali yanlış tespitiniz var gibi geliyor kaza yeri eski saraycık belini açtıktan sonra kuruçuovaya inmeden yolda bir yarma vardı virajlı bir yerdeydi virajı alamadı sol taraftan vurdu sağ tarafa devrilmişti birde arabada ağac biçilen hızar varmış ölümlere sebebiyet olanda en fazla o olmuş dedilerdi tabiki olay anında ben görmedim fakat olay mahalini gördüm bizde nakliyecilik yaptığımız için olay yeri ali kayasına falan varmadan saraycık belini aşıp inişlere başlayışı bir yede hem sert viraj hemi dar vir yarma sağ tarafı dağ sol tarafı tahmini 2 kat bir ev yüksekliğide som kaya bir tepe daha duruyor fakat 60 yıl oldu oraya gitme imkanı ancak yaya gidebilin ondan sonra yollar cok değişti

Avatar
BAŞKANIN SİZDEN HABERI VAR MI? 3 hafta önce

Elbistan belediyesi Elbistanın dokusunu yansıtacak kültürel faaliyetlerinde sizin gibi donanımlı birinden danışmanlık hizmeti alabilir. Böylece ayağı yere basan içi dolu faaliyetler yapabılabilir.

Avatar
Orhan Saydam 3 hafta önce

Ömer Hocam sizden öğreneceğim ne çok şey var. Ilgi ile takip ediyorum. Yazınız çok güzel gerçekten. Tebrik ederim.